Psikoloji Bilimini Anlamanın Yedi Yolu

28 Mayıs, 2020
İnsan davranışlarını olduğu gibi psikolojiyi anlamanın da pek çok yolu vardır. Bu yazımızda, psikoloji bilimini anlamanıza yardımcı olacak yedi perspektiften söz edeceğiz.
 

Konu insan davranışı olduğunda, bu davranışları anlamlandırmak ve analiz etmek için pek çok yol olduğunu söyleyebiliriz. Psikoloji bilimini anlamak için de aynı şey geçerli. Psikolojinin insan zihni ve insanların davranışsal ifadelerini açıklamaya gayret eden bir disiplin olduğunu aklımızdan çıkarmayalım. Bu bilimi anlamak için epey farklı perspektifler varken bir fikir birliğine varmanın nasıl mümkün olduğu da merak konusu haline geliyor.

İnsanların nasıl düşündükleri, hissettikleri ve davrandıklarını irdelerken, psikologlar farklı farklı yaklaşımlarda bulunuyorlar. Bu yaklaşım ne olursa olsun çalışmanın öznesi değişmiyor ve varılan sonuçlar da birbirlerinden pek farklı olmuyor. Bu yazımızda, psikoloji bilimini biraz daha basit şekilde anlayabilmenizi sağlayacak bazı kilit noktalardan söz edeceğiz.

Bazı araştırmacılar belirli düşünce okullarına odaklanmaya karar vermişlerdir. Diğerleri de daha eklektik bir perspektifle farklı görüşleri harmanlamayı tercih etmiştir. İşin özünde hiçbir bakış açısının diğerinden daha üstün olduğunu söyleyemeyiz; bu bakış açılarının her biri insan davranışlarının başka alanlarına odaklanır ve psikoloji bilimini anlamaya çalışırken hangisine odaklanacağınız size kalmıştır.

Psikolojik açıdan yaklaşım dediğimiz şey, insan davranışlarına dair belirli varsayımlar sunan ve diğer okulların öne sürdüğü varsayımlardan ayrılan bir perspektiftir. Aynı alanda birden fazla teori ortaya atılabilir fakat hepsi aynı düşünce okulunun bakış açısına tekabül eden bir temele dayanmaktadır.

 
Psikoloji biliminin temeli

İnsan davranışlarını anlamak adına şimdiye dek ortaya atılmış en önemli psikolojik yaklaşımlar aşağıdaki gibidir:

  • Davranışsal yaklaşım
  • Bilişsel yaklaşım
  • Biyolojik yaklaşım
  • Psikodinamik yaklaşım
  • Hümanist yaklaşım
  • Evrimci yaklaşım
  • Sosyokültürel yaklaşım

Aşağıda bunların her birini ayrı ayrı inceleyeceğiz.

Psikoloji Bilimini Davranışlar Çerçevesinde Anlamak: Davranışsal Yaklaşım

Davranışçılık çoğu yaklaşımdan farklıdır çünkü bu yaklaşıma göre insan ve hayvanlar genellikle çevreleri tarafından kontrol edilirler. Hatta davranışçılığa göre uyaran, pekiştiren ve birliktelikler doğrultusunda öğrendiğimiz şeyler sonucu bir kişilik oluştururuz. Bundan ötürü davranışçılık, çevresel etmenlerin (uyaranların) gözlemlenebilir davranışlara (tepkilere) nasıl etki ettiği ile ilgilidir.

Davranışsal yaklaşıma göre insanların çevrelerinden bilgi edindikleri iki temel süreç bulunuyor: klasik koşullanma ve edimsel koşullanma. Klasik koşullanmayı Ivan Pavlov’un deneylerinde, edimsel koşullanmayı da B. F. Skinner’ın deneylerinde görebiliriz.

Davranışsal yaklaşıma göre, ölçümlenebilecek tek şey bu olduğu için yalnızca gözlemlenebilir davranışların çalışılması gerekir. Hatta davranışçılık özgür iradeyi reddeder. Yukarıda da söz ettiğimiz gibi bu yaklaşım, insanların davranışlarının çevreleri tarafından belirlendiğini öne sürer.

 

Bilişsel Yaklaşım

Bilişsel yaklaşıma göre, insanların neyi neden yaptığını bilmek istiyorsak onların zihinlerinden geçeni anlamamız gerekir. Bundan ötürü, bu yaklaşımda zihinsel süreçler analiz edilir. Diğer bir deyişle, bilişsel yaklaşım üzerinden çalışan psikologlar kavrama, yani insanların bilgi edindikleri bilişsel eylem ya da süreçleri çalışırlar.

Bunun yanı sıra bilişsel yaklaşım hafıza, algılama, ilgi gibi zihinsel işlevlere de odaklanır. Bilişselcilik insanların bilgiyi işleme süreçlerinde bilgisayarlara benzediklerini kabul eder.

Elinde tuttuğu buluta bakan sarışın kadın

Biyolojik Yaklaşım

Biyolojik yaklaşımda insan davranışları kalıtımla açıklanır. Her şeyden öte, genlerin insan davranışları üstündeki etkisini araştırırlar. Bu yaklaşımda çoğu davranışın kalıtımla geçtiği ve uyumsal bir işlevi olduğu düşünüldüğü için oldukça özel bir yaklaşım olduğu söylenebilir.

Biyolojik yaklaşım davranış ve bunları destekleyen beyin mekanizmaları arasındaki ilişkiye dayanır. Bu bağlamda davranışların temelinde gen aktiviteleri, beyin, sinir ve endokrin sisteminin yattığı düşünülür. Diğer bir deyişle, tüm bu sistemlerin birbirini nasıl etkilediği araştırılır.

 

Bundan ötürü, psikobiyologlar insan vücudunun davranışlar, hisler ve düşüncelerle ilişkisini çalışırlar. Bu sayede, zihnin ve bedenin duygular, anılar ve duyusal deneyimler yaratmak için birlikte nasıl çalıştığını anlamaya çalışırlar.

Psikodinamik Yaklaşım: Psikoloji Bilimini Anlamak Adına İlginç Bir Yol

Psikodinamik yaklaşım denince Sigmund Freud’dan söz etmemiz gerekir. Bu bilim insanı bilinçaltının hastalarının ruhunu nasıl etkilediğini gözlemleyerek psikodinamik prensipler oluşturmuştur. Psikodinamik psikologlar ya da psikanalistler içsel güç ve çatışmaların davranışa etkisi üzerine çalışırlar.

Bu yaklaşıma göre, insan davranışları içgüdülerden, biyolojik dürtülerden, kişisel ihtiyaçlarla ilgili çatışmaların çözülmesinden ve toplum tarafından dayatılanlardan etkilenir.

Psikodinamik yaklaşıma göre, çocukluğumuzda yaşadığımız olaylar yetişkin hayatımıza ciddi derecede tesir eder. Bundan ötürü, davranışlarımızı belirleyen bilinçaltımız ve çocuklukta yaşadığımız deneyimlerdir. Bu yaklaşıma göre insanların karar alma arzuları olduğunu da belirtmemiz gerekir.

Psikanaliz okulunun en önemli teorilerinden biri Freud’un psikoseksüel gelişim teorisidir. Bu teori erken dönemde yaşadığımız deneyimlerin yetişkinliğimizi nasıl etkilediğini ortaya koyar. Ayrıca vücudun farklı kısımlarının uyarılmasının çocuğun gelişim sürecinde önemli olduğu vurgulanır.

Hümanist Yaklaşım

Hümanist yaklaşımda birey bütüncül ve tamamlanmış bir yapı olarak ele alınır. Hümanist psikologlar insan davranışlarını yalnızca gözlemci bakış açısıyla değil, aynı zamanda kendi bireysel bakış açılarıyla da değerlendirirler. Her bir bireyin yaşamının kesişim noktalarının önemli olduğunu öne sürerler.

 

Bu yaklaşıma göre, insanların davranışlarının içlerindeki hissiyata ve sahip oldukları imaja bağlı olduğu düşünülür. Hümanist yaklaşıma göre her bir insan biriciktir ve hayatlarının herhangi bir noktasında değişme özgürlüğüne sahiptir.

Hümanist yaklaşım insanların kendi mutluluklarından sorumlu olduklarını belirtir. Bundan dolayı, potansiyelimizi geliştirme arzusu yaratan doğuştan bir kendini gerçekleştirme kapasitemiz bulunmaktadır.

Evrimsel Yaklaşım

Evrimsel yaklaşım beynin ve dolayısıyla zihnin, 10.000 yıl kadar önce Paleolitik Dönem’de avcı toplayıcı atalarımızın karşılaştığı sorunları çözmek için geliştiğine inanır. Diğer bir deyişle davranışlar, doğal evrim sürecinde davranışları şekillendiren seçici güçlerle ilişkilendirilerek açıklanır.

Bu yaklaşıma göre, gözlemlenebilir davranışlar uyumsal oldukları için gelişmişlerdir. Görebileceğiniz üzere, evrimsel yaklaşım bu bağlamda biyolojik yaklaşıma benzer. Bu teoriye göre, davranışlarımız doğal seçilim doğrultusunda ortaya çıkar. Temel olarak, hayatta kalabilen ve üreyebilenler ortama en iyi uyum sağlayan bireylerdir.

Davranışlar cinsel olarak dahi seçilebilirler. Bu yaklaşımda cinsel kaynaklara daha çok ulaşabilenlerin daha çok ürediği belirtilmektedir. Bundan ötürü de özellikleri zaman geçtikçe daha çok aktarılır ve bundan ötürü gelecek nesillerdeki zihinler hayatta kalabilen ve üreyebilen ataların içgüdüleri ile dolar.

Kısacası, evrimsel yaklaşım genetik etmenler ve belirli davranışlarla ilişkili deneyimlere odaklanır.

 

Psikoloji Bilimini Etkileşimler Çerçevesinde Anlamak: Sosyokültürel Yaklaşım

Son olarak sosyokültürel yaklaşım toplumun ve kültürün insan davranışlarını ve düşüncelerini nasıl etkilediğini inceler. İnsanlar üzerindeki sosyal ve kültürel etkilerin ve insanların davranış ve düşünce biçimlerinin nasıl etkilendiğinin kökenini araştırır.

Bu bağlamda kültür insanların davranışlarını belirleyici bir etmen olarak karşımıza çıkar. Bundan dolayı da farklı toplumlar arasındaki farklılıklar çalışılır. Bu çalışmalar doğrultusunda farklı ülkelerde yaşayan insanların davranışlarındaki sebep sonuç ilişkisi incelenir. Davranışlar bireyin kültürel çevresi çerçevesinde yorumlanır.

Sosyokültürel yaklaşım zihin ve kültür karşılıklı bir biçimde inşa edildiği için bunların birbirinden ayrılamayacağını söyler. Bu noktada neden insanlar ve çevreyle etkileşimlerinin incelendiğini anlayabiliriz.

“İnsan davranışları üç ana kaynaktan çıkar: Arzu, duygu ve bilgi.”

– Plato

 

Ryle, G. (2005). El concepto de lo mental. Barcelona: Ed. Paidós.