Premenstrüel Sendrom: Nedenleri, Belirtileri ve Tedavisi

Ocak 4, 2021
Premenstrüel sendrom nedir, belirtileri ve tedavisi nedir? Bu yazımızda bu sancılı dönemleri nasıl atlatacağınızı size açıklıyoruz.

PMS, fırtınadan önce yaşanan gerginlik dönemidir. Birçok kadında, adetten önceki haftalarda bir dizi çok can sıkıcı fiziksel ve psikolojik semptomlar görülür. Dahası,  bu sendromu yaşayan kadınların %20’sinin yaşamlarını sancılar nedeniyle çok sınırlandırdıklarını, bu nedenle hastaların günlük yaşamlarını iyileştirmek için yeterli tanı ve multidisipliner bir yaklaşıma ihtiyaç duydukları bilinmektedir.

Premenstrüel sendrom hakkında her konuşulduğunda, sadece şu yöne odaklanmak çok yaygındır: kadınların ruh hali değişimlerine. İnsanlar genelde dikkatlerini, adet döngüsünü düzenleyen karmaşık mekanizmaları fark etmeden yüzeysel alana yerleştirilir. Östrojenler ve progesteron haftadan haftaya değişiklik gösterir. Serotonin seviyeleri düşer ve vücut su toplar, karın ağrısını, baş ağrılarını tetikleyen diğer hormonlar devreye girer…

Premenstrüel sendrom (PMS), luteal fazda ortaya çıkan ve menstrüasyon başladığında sona eren bir dizi fiziksel ve psikolojik semptomla karakterize edilir.

Nörotransmiterlerin ve hormonların bu hırçın dansı, doğurganlık çağındaki her kadını, göğüslerinde rahatsızlık hissine veya yorgunluktan baş dönmesi, kusma ve midesine giren ağrıyla onu hareketsiz bırakana kadar yerlerde kıvrandıran bir dizi değişken semptomlara sürükler. Bu ağrıların yeterli olmadığı yerde ibuprofen kullanımı da nafile bir çabadır.

Japonya gibi ülkelerin kadınlara adet dönemi veya adet öncesi sendromu için üç günlük regl izni vermesi şaşırtıcı değildir. Bunun nedeni her kadın çalışanın adet döneminde alabileceği Seirikyuuka ismi verilen adet izninin olmasıdır. Elbette diğer ülkeler bu tür bir girişimi uygulamaya istekli değillerdir ancak ortada net olarak görülen bir şey varsa, o da böyle bir iznin gerekli olduğudur: Hem regl döneminin olduğu sırada hem de ondan önceki haftalarda bir dizi çok yorucu semptom görülür.

regl sendromu

Premenstrüel sendrom nedir ve neden oluşur?

Daha önce de belirttik: tüm kadınlar adet öncesi ve adet dönemlerini özel bir rahatsızlıkla yaşayarak geçirmez. Bununla birlikte, kadın nüfusunun %80’inden fazlasının bir tür semptomatoloji yaşadığı ve %8’inin de adet öncesi disforik bozukluk (mizaç bozukluğu) olarak bilinen hastalığa yakalanma ihtimalinin olduğu bilinmektedir. Bu son durum, bir dizi fiziksel ve psikolojik özelliğe sahiptir. Durum öyle bir hal alır ki, normal bir yaşam sürmek neredeyse imkansızlaşır.

Bu da yetmezmiş gibi, serotonin seviyeleri de menstrüasyondan önceki döneme göre düşer. Bu nedenle, çekingen olma hissi, yorgunluk, rahatsızlık ve hatta sinirli olma durumu kendini gösterir. Hiç şüphesiz adet öncesi sendromda çok yaygın olan bu duygu durumu bu sendromun bir parçasıdır.

Premenstrüel sendromun 4 özelliği

Premenstrüel sendromda ortalama olarak her kadının daha az veya daha çok etkilendiği bir dizi spesifik semptom 4 boyuta entegre edilmiştir. 4 durumda da farklı semptomlarla karakterize edildiği tespit edilmiştir. Detaylı olarak bu semptomları görelim.

PMS-A (Anksiyete ile birlikte adet öncesi sendromu)

Düşük serotonin seviyesi strese, anksiyeteye, sürekli sinirli olmaya, kötü ruh haline, sürekli bunalıma, aşırı endişeye yol açabilir. Kadın sinirli olma durumunda olduğu kadar aynı zamanda da yorgun olduğu sürekli düşünce halinde olduğu bir duygu durumudur. Bu sendrom 3 ile 10 gün sürebilen bir dönemde gerçekleşir.

PMS-D (Fiziksel ağrılı premenstrüel sendrom)

Bu ikinci semptomatolojide,  menstrüasyondan önceki son iki hafta içinde ortaya çıkan tüm fiziksel özellikler birbiriyle özdeşleşir. Tüm kadınlar aynı rahatsızlığı yaşamaz, ancak ortalama olarak en çok sık rastlanılan semptomlar bunlardır.

  • Baş ağrısı
  • Akne oluşumu
  • Karın ağrısı
  • Kramplar
  • Belin arka tarafında ağrı
  • Göğüslerin büyümesi ve hassaslaşması
  • Eklem ağrısı
  • İshal veya kabızlık dönemleri

PMS-AN (Adet öncesi sendrom ve tatlı ve diğer şeyleri aşerme)

PMS genellikle tatlılara, çikolataya ve şeker oranı yüksek tüm yiyeceklere karşı aşerme isteği yaratır. Bunun nedeni hormonlardır. Östrojen seviyesinin artması ve serotonin seviyesinin azalması, glikoz seviyesinin azalmasına yol açar. Bu nedenle beynimiz bizi tatlı yiyecekleri aşermeye yönlendirir.

tatlı aşerme sendromu

PMS-T (Üzüntü veya depresyon ile premenstrüel sendrom)

Östrojen ve progesterondaki dalgalanmalar uyku problemlerine, isteksizliğe, yorgunluğa, sıcak basmalarına ve en kötüsü de neredeyse gerçek depresyon gibi kendini hissettiren çok yüksek düzeyde depresif ruh haline neden olur.

Premenstrüel sendromla ilişkili semptomlar nasıl azaltılır?

Çoğu kadın, hem adet kanaması sırasında hem de adet öncesiyle ilişkili semptomları azaltmak için ibuprofen gibi Non-steroidal anti-inflamatuar ilaçlara (NSAİİ’lere) yönelir. Buna alternatif olarak, aynı derecede veya çok daha etkili olan diğer yaklaşımları denemek her zaman için iyidir. Bunlar aşağıdaki gibidir:

  • Kalsiyum ve D vitamini özellikle adet öncesinde görülen sendromun semptomlarını  (vitamin takviyeleri alabilir veya somon gibi balık çeşitlerini, tahıl tüketimini, portakal suyu, zenginleştirilmiş süt gibi …ürünlerin tüketimini artırabiliriz) iyileştirir.
  • Magnezyum, E vitamini ve B6 vitamini de özellikle ağrının azaltılmasında, şişkinliği indirmede veya su tutmuş vücutta çok etkilidir.
  • Adaçayı gibi doğal bitkiler veya zencefil gibi bitki kökleri de çok uygundur.
  • Tuz, rafine un, doymuş yağ, kahve veya alkol açısından zengin yiyeceklerin tüketimini azaltmalıyız.
  • Orta seviyede egzersizin de çok faydası olur.
  • Yoga ya da gevşeme egzersizleri de rahatlama getirir.
sendromu

Sonuç olarak, semptomların çok ağrılı olması ve normal bir yaşam sürmemizi engellemesi durumunda, bir doktordan tavsiye almanız gerektiğini belirtmemiz gerekir. Bu gibi durumlarda, doğum kontrol hapları ve hatta antidepresanlarla yapılan tedaviler yaygın ve eşit derecede etkili yöntemlerdir.

Yine de bu ilaç uygulamalarını yukarıda bahsedilen tavsiyelerle tamamlamaktan çekinmeyelim. Bir multidisipliner yaklaşım olan farmakolojik uygulamalara doğal ve psikolojik takviyelerle daha olumlu yanıt verilecektir.