Paranoya Nedir ve Neden Zarar Vericidir?

Aralık 5, 2019
Paranoya, karmaşık bir zihinsel ve duygusal durumdur. Psikiyatri bilimi paranoyayı daha büyük bozuklukların daha küçük bir parçası olarak değerlendirir, ancak psikanaliz paranoyanın başlı başına bir durum olduğunu savunur.

Paranoya tam olarak nedir? Bu soruya cevap vermeden önce, psikanaliz ve psikiyatrinin bu soruya biraz farklı cevaplar verdiğinden bahsetmemiz gerekir. Bu kavram ilk önce psikiyatri çerçevesi altında ortaya çıkmıştır ve ilk zamanlarda insanlar bunun sadece deliliğin bir türü olduğuna inanmıştır.

Zaman geçtikçe, psikiyatri bilimi paranoyayı farklı bir teşhis olarak görmezden gelmiştir. Bunun nedeni kısmen uzmanların bunu şizofreni gibi farklı zihinsel hastalıkların bir parçası olarak görmeye başlamasıdır. Bundan dolayı paranoya artık kendi başına bir durum olmaktan çıkıp diğer hastalıkların bir semptomu olarak görülmeye başlandı. DSM‘e göre, bu duruma en yakın hastalık sanrısal bozukluktur.

Psikanaliz tarafından bakıldığında ise hikaye tamamen farklılaşır. Sigmund Freud paranoyanın takıntılardan dolayı ortaya çıkan bir nevroz tipi olduğunu düşündü. Sonrasında, özellikle de Schreber vakası sayesinde, paranoyayı psikozun bir formu olarak değerlendirmeye başladı. Sonra Lacan geldi ve doktora tezini Aimée vakası üzerinden yazdı: bu tedavi edilmiş bir paranoya vakasıydı.

“Paranoyak, asla tamamen yanılmaz.”

– Sigmund Freud

Paranoyanın Kısa Tarihi

Sanrı gören bir kadın.

İnsanlar uzun bir süre boyunca paranoya kelimesini deliliğin eş anlamlısı olarak kullandılar. Alman olan Kahlbaum, 1863’te paranoyadan kendi başına bir problem olarak bahseden ilk kişiydi. 1879’da Kraft-Ebing bu kavramı biraz daha ileriye taşıdı. O, paranoyayı “öncelikle yargılama ve muhakeme yeteneklerini etkileyen bir zihinsel yabancılaşma” olarak tanımladı.

Bu zihinsel problemi tanımlamak için yapılan diğer girişimler olsa da, 1889’da Kraepelin’in oluşturduğu teori öne çıkmaktadır. O noktadan itibaren insanlar paranoya denildiğinde bunun başka anlamlı semptomlar olmaksızın çılgınca fikirlere sahip olunan bir tür bozukluk olduğunu anladılar.

1987’ye kadar DSM‘de olan paranoya bu yılda “sanrısal bozukluk” ve “paranoid kişilik bozukluğu” gibi sendromlar ile değiştirildi.

Psikanalizde Paranoya

Sigmund Freud, tam olarak kavramsallaştırmamış olmasa da, Savunmanın Nöropsikozu (1894) adlı kitabında ilk defa paranoya hakkında konuşmaya başladı. Freudyan psikanaliz çoğunlukla nevroz üzerine odaklanmıştı. İlk etapta, Freud paranoyayı yansıtma ile ilişkilendirdi, ancak bu konuda daha fazla bir sonuç çıkarmadı.

Neisser, psikanalizin paranoyaya zihinsel bir durum olarak bakmasına giden temel yolu şekillendirdi. Paranoya için temelde “yorumlamanın farklı bir yöntemi” olduğu yönünde bir yorum yaptı. Paranoyak bir insan gördükleri ve duydukları her şeyin bir ya da diğer şekilde kendileri ile ilgili olduğunu hisseder.

Jacques Lacan bu kavramı çok daha ileriye götürdü. 1958’deki, Freud’un Schreber vakası ile ilgili konuştuğu bir yazısında paranoyayı “başka bir insan yerine keyfin tanımlanması” olarak tanımlar.

Lacan örtülü şekilde yazan bir yazardır ve onu anlamak kolay değildir. Daha basitçe anlatacak olursak, bu ifadesi bir paranoya sloganı gibidir: “benden Öteki zevk alıyor”.

Bunalmış bir kadın.

Paranoya Kavramını Daha Açık Hale Getirmek

Psikanalizde, düşünmeye eğilimli olduğumuzun aksine, paranoyak bir insan sadece güvensiz bir insan değildir. Bu durumdan muzdarip olan bir insan iki varsayım ile hareket eder. Birincisi, bir “habis” veya “kötü” şeyin serbest bırakıldığı, ve kendilerinin o şeyin kurbanı olacağı varsayımıdır. İkinci varsayım ise dünyada olan şeylerin onlarla ilgili olduğu varsayımıdır.

Paranoyak insan dünyayı bu iki pencereden, hezeyanları üzerinden temellendirerek yorumlar. Hezeyan, temelde, anlamsız bir hikayedir. Paranoya söz konusu olduğunda bu hikaye kişiyi kurban olarak seçmiş bir çeşit kötü varlık hakkındadır. Örneğin, “kötü ruhlar aklımı ele geçiriyor”.

Bu durumda, kişi gördüğü her şeyi zihinlerinin ortaya çıkarttığı bu hikayenin perspektifinden yorumlar. Dolayısıyla, bir eşyayı kaybetmek kadar basit bir şey dahi bu ruhların, uzaylıların, şeytanların veya her neyse onun onlarla oynadığı ve onlara işkence çektirdiğine dair kanıt olabilir.

Bu, Lacan’ın bahsettiği motto ile ilgilidir: “benden Öteki zevk alıyor.” Bununla yüz yüze gelince, kişi “pasifleştirilmiş” hisseder. Onların başına gelen her şeyi bu Öteki’ye yorarlar: “o ben değildim, Öteki’ydi”. Bu inanç ve hezeyan kıskançlık gibi basit şeylere yol açabileceği gibi Aimée vakasında olduğu gibi daha ciddi problemlere de yol açabilir.

  • Freud, S. (1911). Puntualizaciones psicoanalíticas sobre un caso de paranoia (Dementia paranoides) descrito autobiográficamente. Obras completas, 12, 1-73.