Özsaygı ve HIV: Damgalanma Konusunu Aşmak

12 Kasım, 2020
Benlik saygısı ile HIV arasındaki ilişki üzerine hiç düşündünüz mü? Bu yazımızda bu konu hakkında konuşacağız.

Benlik saygısı, psikolojik anlamda sahip olduğumuz iyilik hali ve sağlık konusunda oldukça önemli ve kilit bir faktör. Bununla birlikte, belirli bir durum nedeniyle damgalanan, ayrıma maruz kalan ve topluluklar içerisinde reddedilen belirli gruplar bulunuyor. Sonuç olarak, bu onların benlik saygısını olumsuz yönde etkiliyor. Bu anlamda, özsaygı ve HIV ile ilgili duruma da bir şekilde göz atmak sağlıklı olacaktır.

Neyse ki, bu durum, günümüzde HIV taşıyan insanlar açısında biraz daha az meydana geliyor, ancak bu sorun hala mevcudiyetini de koruyor. Siz de, isterseniz, bu konu üzerinde düşünmek için bir dakikanızı ayırın. HIV’li bir kişiyle çalışırken kendinizi rahat hisseder misiniz? Oğlunuz veya kızınız HIV’li bir çocukla aynı sınıfı paylaşmak zorunda olsaydı nasıl hissederdiniz?

Hastalığa aşina iseniz, büyük olasılıkla bu sorular sizi pek de ilgilendirmeyecektir. Bununla birlikte, bir Avrupa ülkesinde yapılan son anket sonuçları, bunun toplumda hala ciddi bir sorun olduğunu göstermekte. Bu ankete göre, nüfusun yarısından fazlası, yukarıda bahsedilen nedenle iş değiştirmeye veya çocuklarının okulunu değiştirmeye istekli olacaklarını ifade ediyor.

Damgalanma ve önyargının HIV’li kişilerin özsaygıları üzerinde ne gibi etkileri olabilir? Özsaygının varlığı, HIV ile ilişkili bir takım riskli davranışları önleyebilir mi? İsterseniz bu konuya birlikte daha yakından bakalım.

Özsaygı ve HIV arasındaki bağ önemli sonuçlara yol açıyor.

Özsaygı ve HIV – Damgalanma durumu

Damgalanma ve önyargı, sağlığa yönelik algılanan tehdit nedeniyle ve bunun yanında da sembolik bir şekilde son derece gerçekçi bir biçimde uygulanıyor olabilir. HIV’in nerelerden geldiği göz önünde bulundurularak, belirli düşünce yapılarına aykırı olan ve geleneksel anlamda ahlak dışı kabul edilen davranışla ilişkilendirilmesi anlamında, bu davranışlar sembolik seviyede kalabilir.

Bu hastalığa karşı duyulan korku ve hastaların toplum içerisinde reddedilmeleri gibi davranış biçimlerinin çoğu cehaletten kaynaklanıyor. Ancak, bu durumun tek açıklaması da bu değil. HIV enfeksiyonu, önlenebilir bir davranışla ilişkili olduğu için, bazı insanlar, hastalığa sahip olan insanları HIV’i toplum içerisinde bulundurmak ile suçlama özgürlüğüne sahip hissediyorlar kendilerini. Hatta, bu kişilerin bu dışlamaları ve damgalamaları hak ettiklerine bile inanacak kadar ileri gidebiliyorlar.

Aslında, bu noktada, kendimize, bunların hangisinin daha ahlaksız olduğunu sormalıyız. Bazı insanların ahlaksız olarak tanımladığı davranış mı HIV’in bulaşmasına neden oluyor? Yoksa bir kişinin bu özel hastalığa sahip olmayı hak ettiğine gerçekten inanmak mı ahlak dışı olarak değerlendirilmeli? Unutmayalım ki, bu hastalık ilk dikkatimizi çektiğinde, ne yazık ki, eşcinseller ve uyuşturucu bağımlıları ile ilişkilendirildi.

Anketler kendi kendilerini anlatıyorlar

İspanyol Disiplinler Arası AIDS Topluluğu (Spanish Interdisciplinary AIDS Society) tarafından yürütülen bir araştırmanın sonuçları da oldukça şaşırtıcı. Bu anketlerin sonuçları, nüfusun yarısından fazlasının HIV’li bir kişinin varlığında kendini rahatsız hissettiğini ve onlarla temastan kaçınmaya çalışacağını belirtiyor.

Bu durum, elbette ki, ayrımcı davranış ve tutumlarla sonuçlanacak bir düşünce tarzını işaret ediyor. Bu sonuçlar, bu insanların, hastalığı taşıyan kişilerden kaçınabilmeleri adına, HIV’li kişilerin, herkese açık bir şekilde etiketlenmesinden yana olmasını da kapsıyor.

Bu korku durumu, muhtemelen bu hastalıkla ilgili bilgi eksikliğinden kaynaklanıyor. Örneğin, nüfusun yüzde 17’si, umumi tuvaletleri paylaşmanın HIV’in bulaşmasına sebep olabileceğine inanıyor. Buna ek olarak, yüzde 34’e kadarı da, bu virüse, sivrisinek ısırıkları yoluyla da yakalanabileceğimizi düşünüyor.

Bu anlamda, burada ifade etmek gerekiyor ki, doğru bilgiyi almak oldukça önemli. Bunu yapmadığımız zaman, örneklerde de görüldüğü gibi, virüsün bir kişiden diğerine nasıl geçtiğine dair yanlış anlamalar oluşuyor. Ve sonuç olarak, bu yanlış anlamalar önyargı, damgalama ve ayrımcılık yaratıyor.

Bunlarla ilişkili diğer sonuçlar

Önyargı ve damgalanma, özellikle sosyal destek almalarını engelleyerek, aslında birçok insanı riske atıyor. Bazı insanların yaratacağı sonuçları düşünmeksizin bunu yapmaları, HIV’li kişilerin durumlarından utanmalarına neden olabiliyor. Bu insanlar, düştükleri bu durumdan dolayı kendilerini suçlayabilirler ve sonuç olarak bu da bu insanların kendi kendilerini de damgalamalarına yol açabilir.

Bu anlamda, bu insanların benlik saygıları da son derece düşük olabilir ve bu da oldukça yüksek düzeyde endişe ve strese yol açabilir. Benlik saygısında meydana gelen bu düşüş erken tespit edilmezse, bu kişilerde depresif kökenli bir psikolojik bozukluk da gelişebilir.

Daha ciddi vakalarda da, hasta kişi, sahip olduğu acılara son vermenin tek yolunun intihar etmek olduğunu düşünebilir. HIV pozitif popülasyonda intiharın genel popülasyona göre 66 kat daha yaygın olması, bu açıdan baktığımızda, büyük bir endişe kaynağı.

Düşük benlik saygısının yanı sıra diğer duygusal bozuklukların bir başka ciddi ve tehlikeli sonucu da antiretroviral tedaviye bağlı kalmamak. Bu durum, bu hastalarda çok yaygın olarak görülebiliyor. Aslında, bu insanlarla birlikte, uzmanlar, tedaviye uyma kapasitesini artırmak adına psikolojik müdahaleler gerçekleştireceklerdir. Bunun nedeni, tedavinin etkili olabilmesi için yüzde 95-100 uyumun gerekli olması.

Özsaygı ve HIV arasındaki bağlantı oldukça sert

Özsaygı ve HIV ilişkisi – Riskli davranışlar

Öte yandan, araştırmalar, düşük benlik saygısının erken cinsel aktivite ile de ilişkili olduğunu göstermekte. Buna ek olarak, bu kişiler, daha fazla sayıda cinsel partnere, cinsel anlamda girişkenlik konusunda yaşanan zorluklara ve daha sık biçimde görülecek riskli cinsel temaslara sahip olacaklardır.

Öte yandan, daha yüksek benlik saygısı puanları, prezervatife karşı olumlu tutumlara sahip olma ve daha etkin biçimde prezervatif kullanımı algısı ile ilişkili olarak tespit edildi.

Bununla birlikte, üçüncü bir eğilim ise, yüksek özgüvene sahip gençlerin, risklere karşı savunmasız olmadıklarını düşündükleri için riskli cinsel davranışlarda bulunabileceklerini ortaya koyuyor.

Bu anlamda, artık, cinselliğin gelişiminde benlik saygısının önemini biliyoruz diyebiliriz. Bugünkü makalemizde sizlere sunduğumuz örneklerde, özellikle bununla ilişkili riskli davranışları önlemeye ve HIV enfeksiyonunun önlenmesine temas ettik. Bizim bu konuyla ilgili ulaştığımız sonuç, gençlere yeterli cinsel eğitim sunmanın yanı sıra, bu programlara benlik saygısı üzerine çalışmak üzere modüller eklememiz gerektiği yönünde.

Tutumumuzun HIV’li kişilerin özgüvenini nasıl etkileyebileceği ile ilgili olarak, bizler de, hastalık hakkında doğru bilgiler sunmalı, sosyal farkındalığı artırmalı ve hoşgörü ve anlayışı teşvik etmeliyiz. Peki bundaki amaç ne olacak? Bu amaç da şu olacak ki; insanlara oldukça büyük zarar veren damgalama ve ayrımcılık gibi tutumlara son vermek.

https://www.infosida.es/vivir-con-vih

https://www.seisida.net

Ruiz-Palomino, E., Ballester-Arnal, R., Gil-Llario, M. D., & Giménez-García, C. (2017). El papel de la autoestima en la prevención del VIH de jóvenes españoles. International Journal of Developmental and Educational Psychology2(1), 15-21.