Niçin Bazen Yalnızlığa Katlanamıyoruz?

Şubat 27, 2019

Yalnızlığa karşı nasıl tavır aldığımız bizim hakkımızda çok şey anlatır. Ruh halimizden, düşüncelerimizden ya da ihtiyaçlarımızdan haberdar olmak ve onları dışa yansıtmayı bırakmak, çatışma durumlarında bile bizim psikolojik istikrarı bulmamızı sağlar. Yalnız kalıp, kendimizi dinlediğimiz zaman bu iç gözlem beslenecektir.

Yalnızlığa gönüllü olmak duygusal olgunluğun ve bağımsızlığın işaretidir ve bu kendimizi daha iyi anlamamıza yardım eder.

Acaba kendimize karşı çok mu tahammülsüzüz de kendimizi daha kabul edilebilir hissetmek için başkalarına ihtiyaç duyuyoruz? İlişkilerde bağımlılık ve duygusal çelişki bizim duygusal olarak yutulmamıza ve yalnızlığa tahammülsüzlüğümüze yol açar. Karşılıklı birbirine bağımlı ilişkiler, ortak yaşamlar kurarız ve gerçek olmayan bir sosyalliğe dayanan kafa karışıklıklarını birleştiririz.

“Yalnızlıktan nefret edenler, sadece kendilerinden nefret ederler.”

– Anonim

Yalnızlığın sessizliği acıya sebep olduğunda

Yalnız kaldığında iyi hissetmek kişisel bir tecrübeye dayanır. Yaşadığımız her an tek ve benzersizdir. İçinde bulunduğumuz psikolojik duruma ve yaşadığımız hayati ana göre iç dünyamızda farklı duygular uyanır.

yalnız kadın

Bütün zihinler yaşanan belli çelişkilerin ve hayat şartlarının sebep olduğu acıyı barındırmayı beceremez. Bazen kendi sesimizin yankısını duymak bizi sersemletir ve bu yüzden etrafımızı dışarının sesiyle doldurmak isteriz. Kendimizle baş başa kalmaktan kaçınmak için çıkışı olmayan bir yoldan kaçmaya çalışırız.

Eğer yalnızlığa katlanamıyorsak maskemiz düşer, gerçeği bir kenara bırakırız ve her şeyden kaçarız. Yalnız kalmamak için mümkün olan her şeyi yaparız ve bu endişemizi yanlış yorumlar yaparak gizleriz. Ne aradığımızı bilmeden bir ilişkiden diğerine geçeriz. Kendi acı ve ıstırabımızı arkadaşlarımıza yansıtırız, bu yüzden onlar da sıkıntıların bir kısmını yüklenir ve kısa süre için bizi rahatlatırlar. Endişelerimize son vermek için haplar kullanırız. Yalnızlık ve içinde yalnızlığın çınladığı mesajlarla karşılaşmamak için herhangi bir seçenek geçerli olacaktır.

Kendini analiz et

Eğer yalnızlık huzursuzluğu, rahatsızlığı, can sıkıntısını, acıyı veya endişeyi getiriyorsa durup düşünmek daha mantıklıdır: Kendimden memnun muyum? Beni düşündüren, endişelendiren bir şey var mı? Hissettiğim duyguları adlandırabiliyor muyum? Kalbimden ve aklımdan geçenleri sözlere dökebiliyor muyum?

Yalnızlık rahatsızlık ve memnuniyetsizlik verdiği zaman kulak verilmesi gereken bir mesaj var demektir. Bütün zamanımızı başkalarıyla birlikte geçiriyorsak yanlış bir şeyler var demektir. Yalnızlıktan her şeye rağmen kaçınmak içsel bir çelişkiyi yansıtır. Sorumluluk almaktan kaçınırsak, rahatsızlığımızı gidermek için, bize ne olduğunu gerçekte anlamadan ve sorunla yüzleşmeden herhangi bir yol arayışına gireriz.

Yalnızlık iyileştirir

Belli bazı olaylarla karşılaşıldığı zaman yalnızlık, insanın fikirlerini ve duygularını düzenlemek için gereklidir. Kayıplar ve değişiklikler huzurlu olmamızı düzenlememiz için bizi harekete geçiren duygusal dengesizlik meydana getirirler.

Yalnız vakit geçirmek kendi deneyimlerimizi hissedip, üstlenmemiz için gereklidir. Ayrıca kendi deneyimlerimizi ve ilgilerimizi paylaşmaya da ihtiyacımız vardır. Ama kendi sesimizi dinlemek de önemlidir. Başkalarıyla zaman geçirmek kendi kişisel yansımamız yerine geçmemelidir.

gökyüzüne bakan kız

Kendi kendine sessiz anlar yaşamak kendi iç dünyamıza odaklanmaya bizi yöneltir. Kendi düşüncelerimizi dinleyen ve duygularımızla yüzleşen tek kişi kendimizizdir. Başka kimse sahneye giremez ve bizi etkileyen şeyin üstesinden gelmek sadece bizim elimizdedir. İşte bu yüzden sükunetten zevk almaya, yalnızlığa alışmaya ve huzursuzlukla nasıl baş edeceğimizi öğrenmeye başlarız.

Yalnızlık kendimizi anlamak için çaba göstermemizi sağlar. Yalnızlık bize ne yapacağımıza karar verme fırsatı verir, ne zaman ve nasıl yapacağımıza karar veririz ve aslında bu süreçten zevk alırız.

“Yalnızlık bilincin imparatorluğudur.”

– Gustavo Adolfo Becquer

İlişkilerdeki otantikliğe ne oldu?

İlişkiler hakkında konuştuğumuz zaman önemli olan şey kalitedir, miktar değildir. Yanınızda birinin olması da size kendinizi yalnız hissettirebilir, hatta daha da yalnız. Birliktelik bireysel olarak iyi olmanızı garantilemez.

Bu sebepten dolayı, doğduğumuzdan beri başkalarının şefkatine ihtiyaç duyarız. Bizler sosyal varlıklar olduğumuz için bir insanla bağlantı kurmak isteriz. Aile, arkadaşlar, çiftler, iş arkadaşları ve dahil olduğumuz her bir sosyal birim bireysel gelişimimiz için gereklidir. Kişiler arası iletişim kişiliğimizi şekillendirir ve sosyal yeteneklerimizi ve duygusal kontrolümüzü etkiler. Fakat yalnız olma becerisi aynı derecede, hatta daha önemlidir. Dolayısıyla kendinizle baş başa kaldığınızda rahat hissetmeniz, başkalarıyla birlikte olduğunuzda da rahat hissetmeniz için ilk adımdır.

Diğer yandan, içinde bulunduğumuz hiper bağlanırlık paradoksal olarak gerçek bağların kopması ve bozulmasına yol açar. Her birimizin gözlerine bakmak yerine daha çok ekran karşısında zaman harcayarak iletişim kurarız. Çok sayıda insana bu şekilde erişir ve birçok ilişki kurma imkanı buluruz. Fakat bunlar çok kısa sürelidir ve sevgi ihtiyacımızı tatmin etmez. Bu nedenle girdiğimiz yeni ilişkilerden mutlu olmuyorsak kendimizi rahatsız hissederiz.

“Bağımsız karakter kendine yetenler arasından çıkar.”

– Francisco Grandmontagne

eşine sarılan kadın

Gönüllü yalnızlık mümkün olan en iyi arkadaşlık şeklidir

Yalnızlıktan hoşlanmak bizim içe dönük bir kapasiteye sahip olduğumuzdan dolayıdır. Hatta bu kapasite kendi içimizdeki özveri ve katılım seviyemizi yansıtır. Bu kendi iç dünyamızı temsil etmeden ve başkalarıyla çelişkiye düşmeden ne ölçüde kendi hayatımızın sorumluluğunu üstlendiğimizi gösterir. Bu bağlamda, sizden geriye kalanı verebilmek ve sizdeki boşlukları doldurabilmek için başkalarının arkadaşlığına ihtiyaç duymak ayrı şeylerdir.

Bu her zaman yalnız olmak demek değildir. Yalnız olduğunda kendinden memnun olma halidir. Başkalarıyla birlikte olabilecekken, kendi kendine arkadaş olabilmek ve bundan zevk alabilmek insanı diğerlerinden farklı kılar. Bu demektir ki sizin başkalarıyla olan ilişkiniz sizin arzunuza bağlıdır, bir zorunluluk değildir.

“Sonunda yalnızlığın aslında kimsesizlik olmadığını keşfetmek ne kadar hoş bir sürprizdir.”

– Ellen Burstyn