Neden Bazen Kurbanı Suçluyoruz?

Mayıs 10, 2021
İnsanlar saldırganın bazı özelliklerini paylaştıklarında veya kontrol duygularını tehlikeye atmak istemediklerinde kurbanı suçlama eğilimindedir.

La Manada” (“Kurt Sürüsü” anlamına geliyor) isimli çetenin aleyhine açılan davadan önce, birçok kişi, kendilerine toplumun neden bazen taciz mağdurlarını suçlama eğiliminde olduğunu soruyordu.

İnsanlar saldırganın bazı özelliklerini paylaştıklarında veya kontrol duygularını tehlikeye atmak istemediklerinde bunu yapma eğilimindedir. Hatanın mağdurda değil de saldırganlarda olması durumunda mağdurun yaşadığı şeyin onlara da olabileceğini düşünüyorlar. İnsanlar genellikle bu son atfı, kurbanla aynı özellikleri paylaştıklarında yaparlar. Mağdur bir “hata” yaptıysa, yanlış bir güvenlik duygusu hissediyor olacaklardır. Bu durumda da, insanlar, aynı “hatayı” yapmazlarsa kendilerine hiçbir şey olmayacağını düşünmek isterler.

Saldırganlık tarzı olaylarda, bu işten muzdarip kişinin sorumlu olduğuna inandığımızda, kendimizi daha güvende hissederiz. Böylelikle de, herhangi bir durum üzerinde kontrole sahip olduğumuza da inanıyor oluruz. Diğer bir deyişle, “doğru olanı yaptığımız” sürece güvende olduğumuza inanıyoruz. Bu inanç bizi bilinçsizce kurbanı suçluyor hale düşürüyor.

Her tür toplumsal cinsiyete dayalı şiddet olayında, insanlar kadının olası sorumluluğuna odaklanma eğilimindedir. Örnek olarak, kadınların alması gereken “güvenlik önlemlerine” odaklanan önleme ve eğitim kampanyalarımız bile var.

Kadınlar, saldırganlıktan kaçınmak için bir şeyler yapmaya zorlanmış görünen yegane varlıklardır. Bununla birlikte, bilgilendirme ve önleme kampanyaları, potansiyel saldırganlar ve hatta bir bütün olarak toplum gibi başka şeylere de odaklanmalıdır. Bu şekilde de, mağdurun suçlanmasına dolaylı olarak katkıda bulunuyor da olmazlar.

Kurbanın suçlu duruma düştüğü durumlar da oluyor.

Neden bazen insanların bir kısmı cinsel taciz veya tecavüz kurbanı olmak üzereyken kavga etmiyor?

İnsanlar, savaş ya da kaçmanın olası yanıtların olmadığı bir tehlikeyle karşılaştıklarında onları felç eden karmaşık bir sinir sistemine sahiptir. Bu felç, vücudun hayatta kalabilmek için verdiği tepkiyi temsil eder. Rızaya dayalı cinsellik ve hareketsizlik durumunda beyin, travmayı önleyen ve aynı zamanda aşk hormonu da olan oksitosin üretir.

Ancak cinsellik için zorlandığında kişi felç olur ve donar. Tecavüzcüler veya bunu harici olarak gözlemleyenler bunu bir rıza veya fırsat olarak görürler. Çelişkili bir şekilde, istismara uğrayan kişi, kurban, utançtan travma yaşamaya devam ediyor olacaktır. İstismarcı ayrılır ve yaptıklarından dolayı kendini suçlu da hissetmez.

Kurbanı suçladığımızda kendimizi onların yerine koyar mıyız?

Kurbanı suçladığımızda, kendimizi bir şeylere karşı savunuyor olabiliriz. Gerçekler hakkında yaptığımız atıflar, adalet mekanizmasının saldırganların üzerine düşmesini istediğimiz ağırlığını da bir anlamda en aza indirir. Onlar için daha hafif cümleleri kabul ediyor hale geliriz.

Kadın haklarına karşı olan hassasiyetin hâlâ zayıf olduğu bir dünyada yaşıyor olabiliriz, ancak mağdura karşı olma eğiliminde daha fazla bir şekilde psikolojik yönler var. Belki de “La Manada” cinsel taciz ve tecavüz davasındaki beş saldırganı savunan erkekler, bu konu ile ilgili yapılmış olan atıfları sadece kendi bakış açılarından gözlemlemişlerdir. Bir anlamda, toplumun dolaylı olarak onlara saldırdığına inanıyorlardı.

Neden bazen kurban suçlu durumuna düşer?

Mağdurun kısmen sorumlu olduğunu düşünen kadınlar bunu herşeyin kontrol altında olduğunu hissetmek için yaparlar. Aynı şeyin başlarına gelmesini engelleyecek faktörleri belirlerler. Hepimiz diğer kadınlardan “bu asla benim başıma gelmez” veya “farklı davranırdım” gibi yorumlar duymuşuzdur. Ancak, sonuçta, başımıza henüz gelmemiş olan herhangi bir duruma nasıl tepki vereceğimizi hiç birimiz bilmiyoruz.

Kendinizi sanığın yerine koyabilirsiniz, ancak hepimiz “La Manada” davasında mahkum edilmiş adamlarından dördünün bilinci yerinde olmayan bir kızı taciz ettiği videoyu gördük. Bu durum için ortaya konulan veriler oldukça açıktır. Ayrıca, bilim, bir kişinin savaşamadığında veya kaçamadığında neden felçliymiş gibi donup kaldığının da cevabını verir. Bu yüzden, hepimiz, kendimizi kurbanın yerine koymalıyız.