Ne Yersek Oyuz, Aynı Şekilde Ne Okursak da Oyuz

25 Nisan, 2018

Ne yersek oyuz, buna hiç şüphe yok; aynı şekilde ne okursak da o oluruz. İnsanlar hayatlarında yaşadıkları her şeyin bir bütünü olduğu gibi okudukları her hikayenin, o hikayelerin kahramanlarının, kahramanların mücadelelerinin ve görkemli dünyalarının da bir bütünüdür.

Jorge Luis Borges, cennetin geniş ve sonsuz bir kütüphane gibi olduğunu olduğunu söylemiş. Bu, her gün kitap okumayı sağlıklı bir alışkanlık haline getiren herkesin hemfikir olacağı, huzur dolu bir cennet tasviridir. Kitap okuma alışkanlığı bizi besler ve kendimizi geliştirmemizi, bir şeyler öğrenmemizi ve bu sayede daha özgür olmamızı sağlar.

“Bu günlerde esas üniversite bir kitap koleksiyonudur.”

– Thomas Carlyle

Bu yüzden okuduğumuz her kitap bir parçamız haline gelir demek abartı bir önerme olmaz. Aklımızda, çocukluk hatıralarımızın olduğu kısımda, okuduğumuz kitapları da buluruz ve bu da bir şekilde hayatımızda öncesi ve sonrasını belirleyen çizgileri oluşturur. Bu kitapları okuduğumuzda hissetiğimiz yoğun duyguları, keyif ve neşeyi başka bir yerde nadiren buluruz.

Erken yaşta içerisine daldığımız gizemli ormanlar ile okyanuslar arası maceralarla dolu bu fantezi dünyası, beynimizin en derinlerine kelime kelime ve resim resim kazınmıştır. Bu da kim olduğumuzu büyük ölçüde belirler. Bu yüzden, belki de gözlerimizle hiç görmediğimiz fakat kalbimizle hissettiğimiz şeyler büyük bir parçamızı oluşturur. Aklımızın içinde çıktığımız o yolculuklar…

okuyan kadın ve hayal dünyası

Beyninizdeki kitaplar

Journal of Business Administration dergisinde yayınlanan bir araştırma, hepimizin beyninde kanıksadığı bazı verilerden oluşan bir kısım olduğunu fakat bunun her zaman farkında olmadığımızı doğruladı. Çocukluğundan beri kitap okuyan üniversite öğrencileri eleştirel düşünme, yaratıcılık, muhakeme, üstbiliş ve kendini yazılı olarak ifade etme alanlarında daha yüksek notlar alıyor. Ancak bugünlerde gördüğümüz durum çok daha farklı, çağımızın gençleri kitap okuyor fakat “derinlemesine okuma” yapmıyor. 

Derinlemesine okuma, okuduğumuz kitabın içinde tamamen kaybolduğumuz hassas ve yavaş bir süreçtir. Acele etmeden, dışarıdan gelen herhangi bir baskı olmadan. Kitapla “bir olmak”, sadece okuduğu yazının zenginliğine kendini kaptıran insanlarda bulunan özel bir beceridir. Kelimelerin şifresini çözmek, insanda duyusal ve duygusal anlamda bir şeyler uyandırır.

Derinlemesine okuduğumuz zaman yazıdaki detayları da kaçırmayız. Yazarın hikaye anlatma becerisinin keyfini çıkarabiliriz. Ancak asıl ilginç kısmı, uzmanlar bu okuma tarzının beynimizde inanılmaz bir süreç başlattığını vurguluyor: eş zamanlı çalışmak. Derinlemesine okuma yaparken beynin konuşma, görme ve duyma ile ilgili merkezleri aynı anda çalışıyor.

hayal gücü ve kitap

  • Ritim ve sözdizimi kurallarının algılanmasından sorumlu olan broca bölgesi tüm gücüyle harekete geçiyor.
  • Kelimeleri ve anlamlarını anlamamızı sağlayan Wernicke bölgesi de aynı şekilde etkin hale geliyor.
  • Kavrama becerisi ile dilin kullanımından sorumlu angular girus de daha iyi bağlantılar kurabiliyor.

Bütün bu süreçler ve daha da fazlası beynimizde kalıcı izler bırakan duygular ve hisler uyandırır.

Dikkati dağınık insanların dünyasında kitapların yeri

The New York Times’ta yayınlanan enteresan bir makaleye göre son birkaç yıl içinde yetişkin kitaplarının satışında %10.3 oranında bir düşüş görüldü. Çocuk kitaplarında ise bu oran %2.1. Bunun bir sonucu olarak elektronik kitapların da satışında yaklaşık %21.8’lik bir azalma oldu. Ancak, dijital sesli kitapların satışları %35.3 kadar arttı ve şaşırtıcı bir şekilde de artmaya devam ediyor.

“Açık bir kitap konuşan bir beyin gibidir; kapatınca bekleyen bir arkadaş; unutunca bağışlayıcı bir ruh; yok edince ağlayan bir yürek olur.”

– Hindu atasözü

Psikologlara göre, insanların kitabı kendi okumaktansa “kitabın kendisine okunmasını” tercih etmesinin altında yatan sebep aşikar. Zihinlerimizin dikkati dağınık; aynı anda birçok şey yapmamız gerekiyor. Telefona bakmak, sosyal medya hesaplarımızı güncellemek, kahve içmek, televizyona bakmak, epostalarımızı okumak…

Bunun sonuçları arasında, Stephen King’in de yakın zaman önce belirttiği ufak bir detay daha var: insanlar kitabın sayfalarını çevirmekten duyulan zevki kaybetti. Artık kitapları kulağımıza koyuyoruz ki ellerimiz telefona bakabilmek için boş kalsın. King “Cep” adlı kitabını da muhtemelen bu yüzden yazdı.

Bütün bunlar sesli kitapların satışlarındaki artışın son aylarda neden bu kadar fazla olduğunu açıklıyor. Bunun aynı ayna birçok iş yapabilmek için mükemmel bir yöntem olmasının sebebi, kulaklığınızı takıp boşta kalan gözlerinizi ve ellerinizi başka işler yapmak için de kullanabiliyor olmanız. Bu “mükemmel” gibi görünse de malesef ki oldukça üzücüdür.

kütüphanede bir kız

Derinlerine girerek okumanın zevkini kaybediyoruz ve çocuklarımızdan bazıları da geleneksel yoldan sayfaları teker teker çevirerek, tozlu ve büyük bir kütüphanede ya da sıcacık yatağının başucundaki ışığın altında okudukları, fiziksel olarak hissedebildikleri bir kitaba kendini kaptırmanın zevkinden mahrum kalacak.