KKT Kavramları ve Klinik Stratejiler

06 Ocak, 2020
Bu yazımızda kabul ve kararlılık terapisinin (KKT) temel klinik kaynaklarını ve kavramlarını tartışacağız.
 

Kabul ve kararlılık terapisi (KKT) “üçüncü kuşak terapiler” denen bir kategoriye dahildir. Bu terapiler ruh sağlığının bazı belirli yönlerine daha fazla önem verdikleri için geleneksel psikolojik tedavilerden ayrılmaktadır. KKT’de kabul, farkındalık, bilişsel deaktivasyon, diyalektik, değerler, ruhanilik, ve ilişkiler önemlidir. Bugün KKT kavramlarını ve klinik stratejileri konuşacağız.

Üçüncü kuşak terapilerin temelinde bozukluğun bireyin bir parçası olmadığı fikri yatmaktadır. Onun yerine birey kendisini zor bir durumda veya problemli koşullar altında bulur.

Bundan dolayı çatışmalar bireyin bir parçası değildir, bireyin mevcut bağlamı ile etkileşimlerinden gelir (ki bu tarihsel bağlamdan da etkilenir). Kabul ve kararlılık terapisi gibi üçüncü kuşak terapötik müdahaleleri yönlendiren iki ana prensip şunlardır:

  • Kabul. Bu strateji mutluluk veya acil esenlik arayışından radikal bir şekilde vazgeçmeyi gerektirir. Anahtar tedirginlik ve rahatsızlığı normal hayat deneyiminin bir parçası olarak görüp normalleştirmektir.
  • Aktivasyon. Fikir, rahatsızlık ve mutsuzluğa rağmen hedeflerinizi ve değerlerinizi takip etmektir. Bu tip bir terapide başarınız sahip olduğunuz veya olmadığınız semptomlar üzerinden değil kişisel başarılarınız ile ölçülür.

Nevada Üniversitesinden bir profesör olan Steve Hayes kabul ve kararlılık terapisi pratiğini 1980’lerde başlatmıştır.

Uzmanlar KKT’yi ilişkisel çerçeve teorisi (relational frame theory – RFT), dil teorisi ve radikal davranışçılığın bir parçası olan insan bilişine dayanan deneysel, davranışçı ve bilişsel bir psikoterapi pratiği olarak tanımlar. Terapistlerin danışanlarına kabul ve aktivasyona ulaşmaları için rehberlik etmelerine yardımcı olan bol çeşitli birtakım klinik kaynakları kapsar.

 
Koltukta oturan, endişeli görünen bir kadın.

Önemli KKT Kavramları

Yukarıda da bahsettiğimiz üzere kabul ve kararlılık terapisi kendisinden önce gelen terapilerden büyük bir şekilde ayrılmıştır, bu özellikle de zihnin içeriği ile empati kurarken belli olan bir durumdur. Diğer bir ayrılık ise teşhislerin somut bir şekilde sınıflandırılmasının reddedilmesidir. Onun yerine terapistin değerlendirdiği ve analiz ettiği tek şey bireyin bağlam içerisindeki davranışları ve işlevidir. Bunu temel olarak aldıktan sonra şimdi bazı önemli KKT kavramları hakkında konuşabiliriz:

  • Deneyimsel kaçınma. Bu, bireyi kötü hissettiren herhangi bir semptom, duygu veya düşünceden kaçınma davranışıdır. Bu kaçınmanın hedefi hem özel etkinlikler, duygular ve hisleri hem de bunlara sebep olan durumları kontrol etmektir. Deneyimsel kaçınma esenlik ve mutluluğu her şeyin, hatta kendi değerlerinizin bile üstünde tutan bir kültürde yaşamaktan kaynaklanır. Deneyimsel kaçınmanın her zaman patolojik olmadığından da bahsetmeliyiz. Ancak eğer bireyin hayatını yaşamasını sınırlarsa patolojik hale gelir.
 
  • Kişisel değerler. Bunlar hayatınızda en çok değer verdiğiniz şeylerdir. Ulaşmak istediğiniz hedeflerdirler, çünkü bunların sizi mutlu edeceğine inanırsınız.

Bu iki KKT kavramı sizi bir kısır döngüye sokar. Acı çekmeye istekli olmadığınız için (deneyimsel kaçınma) kişisel değerlerinize uymayan bir durumun içerisinde sıkışıp kalırsınız. Yine de bu durumda kalmak sizi konfor bölgenizde tutmaya devam eder.

KKT İçin Klinik Stratejiler

Kabul ve kararlılık terapisi yüksek derecede yapılandırılmış bir terapötik pratik olmasa da, genelde ilk adım tedavi almak isteyen danışanın işlevsel bir analizinin yapılmasıdır.

Bu analiz terapistin danışanın değerlerini ve bu değerlere olan bağlılığını tanımasına olanak sağlar. Bu noktadan sonra terapist terapötik hedefleri belirleyebilir. KKT’yi en çok temsil eden klinik kaynaklar şunlardır:

  • Yaratıcı umutsuzluk. Danışan terapiye gelmeden önce çoğunlukla diğer alternatifler denemiştir. Problem, bu girişimlerinin başarısız olmuş olmasıdır. Hatta bazen bu çözümler problemin bir parçası haline bile gelebilir.

Yaratıcı umutsuzluk size problemlerinizi (ruminasyon, alkol almak, her şeyi kontrol etmeye çalışmak) çözme girişimlerinizin çalışmadığını ve diğer alternatifleri değerlendirmeniz gerektiğini öğretir.

Danışanın bu başarısız çabaları sorgulamasına yardımcı olmak için terapistler bataklık metaforunu kullanır. Bataklıktan çıkmak için ne kadar çalışırsanız o kadar derine batarsınız. Bundan dolayı yapabileceğiniz en mantıklı şey vücudunuzu esneterek bataklık ile daha fazla temasta bulunmaktır.

 
  • Değer oryantasyonu. Danışanın değerlerinin ne olduğunu ve bu değerleri takip etmelerine hangi yolların yardımcı olacağını tanımlamasına izin verin. Değerler davranışları yönlendirir.
  • Problem kontroldür. Acı çekmekten kaçınmak için hayatınızı kontrol etmeye çalışmak genelde durumları daha kötü hale getirir. Eğer kendinize pembe fili düşünmemeniz gerektiğini söylerseniz ne olur? Bir şeyi düşünmemeye ne kadar fazla çalışırsanız pembe filleri aklınızdan çıkarmak o kadar zor hale gelir. Bundan dolayı kontrol edilemeyecek şeyleri kontrol etmeye çalışmayı bırakmanın daha iyi olduğunu anlamanız gerekir.
  • Kabul. Bir şeyi kabul ettiğinizde kendinizi hissetme deneyimine açmış olursunuz. İçinizdeki şeytanlar ile yüzleşmek nahoş olabilir ama gereklidir. Bunları yargılamamanız veya onlara herhangi bir anlam atamamanız da elbette önemlidir. Sadece oldukları gibi olmalarına izin verin: duygular, hisler, düşünceler. Daha fazlası değil.

Daha fazla klinik strateji…

  • Bilişsel yayılma. Bu, duygularınız ve düşüncelerinizden ayrılmayı öğrenmek anlamına gelir. Hiç kimse kanına, dışkısına veya diğer vücut sıvılarına bağlanamaz, ancak teknik anlamda bu şeyler sizden birer “parçadır”. Peki o zaman neden düşünce ve duygularınıza bağlı hale gelesiniz? Fikir, düşüncelerinizin yaşayan beyninizden gelen zihinsel sürecin bir parçası oldukları noktasına ulaşmaktır. Dolayısıyla, son derece normaldirler.
 
  • Bir bağlam olarak benlik. Bu strateji düşünce ve duygularınızın kim olduğunuzu tanımlamadığını fark etmeyi içerir. “İşimde mükemmel olmalıyım,” diye düşünmek bir şey, bu düşüncenin sizi tümüyle tanımlamasına izin vermek başka bir şeydir. Bir insan olarak düşüncelerinizden çok daha fazlasısınız.
  • Adanmış aksiyonlar. Hedeflerinizi tanımlamak ve kendinizi yolda karşınıza çıkan engellere rağmen bu hedefleri gerçekleştirmeye adamak.
  • Maruz kalmak. En acılı düşünce ve duygularınıza kendinizi tamamen açmak. Kendinizi açmak eninde sonunda geçeceğini bilerek duygularınızı deneyimlemeye istekli olmak anlamına gelir.
  • Farkındalık. Son olarak, farkındalık pratiği kabul ve kararlılık terapisi ile ilişkili bir pratiktir. Farkındalık; sorunlu olarak addettiğiniz ve kontrol etmeye çalıştığınız düşünce, duygu, hatıra ve sözlü düzenleme kalıplarınız arasındaki ilişkileri değiştirmenize olanak sağlar.
Danışanını dinleyerek not alan bir terapist.

KKT’nin Verimliliği

Kabul ve kararlılık terapisinin farklı vaka çalışmalarında verimli olduğu kanıtlanmıştır ve hem gruplara hem de bireylere uygulanabilir. KKT’nin bir avantajı sonuçların terapinin takip sürecinde de devam etmesidir. KKT sayesinde problemlerin kronik hale gelme ihtimali azaltılır.

 

KKT’nin tek dezavantajı sadece mutluluk ve tatmine değer veren bir bağlamda var olurken negatif düşünce ve duygularınızı kabul etmenin zor oluşudur.

Sonuç olarak, ilk hedefin mutluluk olduğu bir kültürde yaşıyoruz. Bu mesajı her yerde görüyoruz. Kim, depresyonda iken birilerinin “Hadi, atlat şunu! Hayat çok kısa!” dediğini duymadı ki?

Bu esenlik kültürü negatif olan şeyleri reddetmemeyi gerçekten zor hale getiriyor. Anahtar ise terapinizde tutarlı olmaktır. Ayrıca terapistinizin size önerdiği klinik stratejilere de bağlı kalmalısınız. Yavaş yavaş radikal kabullenme alışkanlığına sahip olmaya alışacaksınız ve tüm duyguların geçerli, gerekli ve normal olduğunu anlayacaksınız.

 
  • Ruiz, M.A., Díaz, M. I., Villalobos, A. (2012). Manual de Técnicas de Intervención Cognitivo Conductuales. Desclée De Brouwer, S.A