Kendiniz İçin Kısa Aralar Verin

18 Temmuz, 2020
Bu yazımızda yaşantımızda verdiğimiz "kısa aralar" ya da diğer bir deyişle nefes aldığımız küçük boşluklardan bahsediyoruz. Aslında günlük hayatta sık sık yaşadığımız bu durumları "aktif molalar" olarak adlandırabiliriz.

Günlük yaşantımızda verdiğimiz kısa aralar, açtığımız parantezler, sessiz anlarımız ve duyularımızı devre dışı bıraktığımız zaman dilimleri, kalbimiz ve beynimiz için gerçek birer vitamin gibidir. Bunlar kendimizi adeta yeniden başlatmak ve daha derin algılarımızın farkına varmak için değerli birer araç niteliği taşırlar. Bu derin algılar içimizde doğar, dengeyi bulmamızı, zihinsel uyumu yakalamamızı, mutlu ve sağlıklı olmamızı sağlar.

Bu yazımızda yaşantımızda verdiğimiz “kısa aralar” ya da diğer bir deyişle nefes aldığımız küçük boşluklardan bahsedeceğiz. Bu araları nasıl tanımlamak gerekir? Eğer herhangi bir kişiye soracak olsak büyük ihtimalle bize normal bir gün içinde çok sayıda ara verdiğini söyleyecektir. Bu tür anları trende ya da otobüste seyahat esnasında bir şeyler okurken, öğle arasında yemeğe çıkıp bir ya da bir buçuk saat sonra yeniden iş yerine dönene dek geçen süre içinde ya da spor salonuna gittiğinde yakaladığını ifade edecektir.

“Bilgelik, sessizlikle başlar.”

– Pisagor

Peki bu örnekler “ara” olarak tanımladığımız kavramı gerçekten yansıtan doğru örnekler midir? Elbette ki hayır. Aslında günlük hayatta sık sık yaşadığımız bu durumları “aktif molalar” olarak adlandırabiliriz. Bunlar, bir iş ya da görevle uğraşmıyor olsak da bir dizi hareket yaptığımız, hem zihnimizin hem de bedenimizin “aktif “olarak çalıştığı durumlar olarak görülebilir.

Asıl aralar ya da molalar ise çevremizle, sorumluluklarımızla ve hatta zihnimize sürekli bir biçimde baskı yapan düşüncelerle gerçek anlamda tüm bağlantımızı kestiğimiz durumları ifade etmektedir. İşte bu anlarda kendimizi içinde bulunduğumuz tüm bu şartlardan çekip çıkarırız. Bu anlarda baskı yoktur, gürültü yoktur, istemediğimiz herhangi bir konuşma yoktur, yerine getirmemiz gereken ya da bizi bekleyen görevler yoktur, hoşnut etmeye çalıştığımız bir dünya da yoktur…

Bir fincan kahve

Günlük Hayatımızda Gerçek Aralar Vermek Neden Bu Kadar Zor?

Kabul etmeliyiz ki, gündelik yaşantıda molalar vermek pek çoğumuz için hiçbir şey yapmamak anlamına gelir. Hiçbir şey yapmamak ise zamanın adeta altın değerinde olduğu bir sosyal yaşantı için adeta kutsal bir şeye yapılan saygısızlık gibidir. Biraz yavaşlamak, zamanın ellerini bir süreliğine üstümüzden çekmek, sadece kendimiz için kısa bir zaman ayırmak başarması pek de kolay olmayan bir hedeftir. Yani başkalarının bizden beklentilerine kapılarımızı bir süreliğine kapatmak ve sadece kendimiz olmak gibi çok basit görünen bir iş aslında pek de alışkın olmadığımız bir durumdur.

Verdiğimiz araların birer hak değil ayrıcalık olduğuna her birimiz ikna olmuş durumdayız. Bunu bir kişi bir zamanlar bize söylemiştir ve biz de aynı anlayışı yeni nesillere aktarmaya devam ederiz. Bu durumun günlük hayatta bol miktarda örneklerine rastlamak mümkündür. Mesela çocuklar okuldan geldiğinde hemen yapmaları gerekenleri gözden geçiririz ve bitirmeleri gereken ödevleri önlerine koyarız. Ancak bu ödevleri yapmadan önce İngilizce, müzik ya da basketbol gibi bir akşam kursuna gitmeleri, matematik dersini pekiştirmek için özel ders almaları ya da belki de disleksi veya hiperaktivite bozukluğu nedeniyle bir çocuk psikologuna gitmeleri gerekmektedir.

Günümüzde oyun araları ya da herhangi bir aktivitenin olmadığı zamanlar çocuklar için birer ayrıcalık haline gelmiş durumdadır. Bu tür ayrıcalıklara ancak ödevlerini önceden yapar ve düzgün davranışlar sergilerlerse ulaşabilirler. Bunların tamamı mantıklıdır. Çünkü hepimiz bir takım zorunluklarla yaşarız. Ancak büyüyüp birer yetişkin olduğumuzda şu durumu görmek de pek zor olmaz: Yaşantımızda gerçek anlamda molalar vererek bunların tadını çıkaramıyoruz…

İşte sıkılan bir adam

Kısa Aralar

Kısa aralar vererek dünyanın tamamını bir süre beklemeye almanın bizim en doğal hakkımız olduğuna kendimizi inandırmak gerçekten çok zor bir iştir. Aslında bunun bir suç ya da sorumsuzluk olmadığına, tam tersine sağlığımız açısından son derece faydalı olduğuna ikna olmamız zaman alabilir. Ancak toplumun büyük bir kesiminin bu tür küçük molalar konusunda sorunlar yaşadığının da altını çizmek gerekir.

  • Suçluluk duygusuna kapılmak. Aile bireylerinden biri ya da arkadaşlarım eğer onlara hayır der ve evde kalmayı tercih edersem benim hakkımda ne düşünürler?
  • Öncelik her başkalarının beklentilerine verilir.
  • Bozulmuş ya da fonksiyonel olmaktan uzak düşünceler. Verilen molalar hiçbir şey yapmamak, tembellik vb. kavramlarla eş anlamlı olarak algılanır.
  • Sağlığımızın kıymetini bilmemek. Kendi kendimize her şeyin iyi gittiğini, dinlenmeye ihtiyacımız olmadığını ve daha fazlasını yapabileceğimizi söyleriz. Aslında kaynaklarımızı hızla tüketir ve bir yandan da sağlığımızı yitiririz.

Evet, Günde Bir Saatlik Ara

Daniel Goleman, “Focus: The Hidden Driver of Excellence” adlı kitabında dikkatimizi yeniden toparlayabilmek için ara vermenin hayati derecede önemli olduğunun altını çizmektedir. Ancak bu şekilde sanki kendi hayatımızın sahibi biz değilmişiz gibi dürtüsel ve otomatik bir biçimde davranmaktan uzaklaşabiliriz. Bu alışkanlığı sağlıklı yaşamın bir anahtarı gibi gördüğümüzde düşündüğümüzden çok daha fazla yararları olduğunu görürüz.

Şimdi verilen kısa araların ne gibi etkileri olduğuna kısaca bir göz atalım:

  • Beyindeki lateral prefrontal korteks daha yoğun bir biçimde aktive olur. Kendimize yarım saat ya da bir saat rahatlama vakti ayırmayı başarırsak, beynin bu bölümü her şeyi daha rasyonel, mantık çerçevesinde ve dengeli bir bakış açısıyla görmemizi sağlar.
  • Bu bölge aynı zamanda korku ya da endişe gibi duygusal tepkilerin düzenlenmesinde de etkilidir. Ayrıca otomatik bir biçimde verdiğimiz tepkiler azalır. Bu sayede daha bilinçli ve içinde bulunduğumuz duruma daha uygun bir biçimde davranma olasılığımız artar.
  • Bunun dışında beynin bir diğer çok önemli yapısının da işlevi artar: medial prefrontal korteks. Beynin bu gölgesi nörologlar tarafından “kendimizin merkezi” olarak adlandırılmaktadır. Bu bölge, fiziksel ve duygusal durumumuzla ilgili tüm bilgilerin işlendiği, ilişkilerimiz, mutluluk duygusu, sevdiğimiz ya da sevmediğimiz şeylerle ilgili düşüncelerimizin oluştuğu yerdir.
Düşünsel bir beyin

Sonuç olarak, gün içerisinde aralar vermek, telefonu bir süreliğine sessize almak, çevrenizdeki insanlara biraz kendi kendinize zaman geçireceğinizi söylemek, bu sürede sadece kendiniz olmaya ve kendinizi hissetmeye odaklanmak sizi daha önemsiz ya da üretmeyen bir insan haline dönüştürmeyecektir. Tam tersine sağlık durumunuz iyiye gidecek, bir yandan kişisel gelişiminize katkıda bulunurken diğer yandan da duygusal olarak güçleneceksiniz.

Sonuçta hayatın ve doğanın da kendine ait bir zamanı ve molaları vardır. Bulutlar da hareketsiz durur, denizlerin de sakin olduğu anlar vardır. Ay’ın bile gözlem yapmak ve düşünmek için kendine ait bir döngüsü bulunur…