“Kendimi Sevmeye Başladığımda”: Charlie Chaplin’den Muhteşem Bir Şiir

· Mayıs 3, 2018

Charlie Chaplin’in kişisel gelişim konusunda verdiği muhteşem hayat derslerinden oluşan en meşhur şiirlerinden biri işte şu şekilde:

“Kendimi sevmeye başladığımda hangi koşullarda olursam olayım, doğru zamanda doğru yerde bulunduğumu ve her şeyin tam da olması gerektiği zamanda gerçekleştiğini anladım. İşte o zaman huzura erdim. Bugün buna “ÖZ GÜVEN” diyorum.”

Tarihte bir zaman sanat, bilim ve kültür dünyasında sadece iki isim göze çarpıyordu. Bu isimler Charlie Chaplin ve Sigmund Freud’du.

Chaplin meşhur ve hayranlık duyulan bir yüze sahipse, Freud da en zeki akla sahiptir diyebiliriz.

“Bilinmeyenden korkmamalıyız çünkü gezegenler kaosun içine dalsalar bile yıldız olarak doğarlar!”

– Charlie Chaplin


Bu iki figür de o kadar ünlü isimlerdi ki Hollywood, psikoanalizin babasını büyük bir prodüksyonda yer alması için yıllarca ikna etmeye çalıştı.

MGM’nin (Metro-Goldwyn-Mayer) başkanı Samuel Goldwyn bir gün çalışmalarını ve yayınladığı makaleleri takdir etmek için Freud’u aradı. Onun için “dünyanın en harika aşk uzmanı” diyordu.

Daha sonra bir fikrini değerlendirmede yardımcı olması için Freud’a projesinde onunla iş birliği yapmasını teklif etti: “Antony ve Cleopatra.”

Goldwyn ona 100,000 $ teklif etse de Freud’un cevabı “hayır” oldu. Psikoanalist bu sanata karşı öyle kızgındı ki filmlerden ve tüm sinema endüstrisinden nefret ettiğini düşünmeye başlamıştı.

Ancak 1931’de, Sigmund Freud bir arkadaşına yazdığı mektupta “deha” olarak adlandırdığı birine karşı olan derin hayranlığını dile getirdi.  Bu kişi, insanın en hayranlık uyandıran ve ilham veren şeffaflığını dünyaya gösterdiğini düşündüğü biriydi. Bu kişi Charlie Chaplin’di. 

Freud ve Charlie Chaplin

Freud mektubunda, Chaplin’in filmlerinde kendini nasıl yansıttığının yüzeysel bir analizini yapmıştı. Ona göre Chaplin, mütevazı bir geçmişi, zor bir çocukluğu olan fakat yine de hayatında sağlam değerler belirleyerek olgunluğa erişebilmiş biriydi.

Yani her gün karşılaştığı zorluklar ne olursa olsun Chaplin her zaman mütevazı kalbini koruyabilmişti. 

Bu yüzden de engellere, karmaşaya ve eşitsizliklerin olduğu bir topluma rağmen her zaman problemlerini sevgiyle çözebildi.

Freud’un doğru bir analiz yapıp yapmadığını bilmiyoruz. Fakat bu en azından Chaplin’in filmlerinde ve özellikle de şiirlerinde gösterdiği bir temaydı. Bunu bilgelik ve kişisel gelişim hakkında verdiği doğru derslerle yapıyordu.

Charlie Chaplin, Şiirin Arkasındaki Adam

Charlie Chaplin’in “Kendimi Sevmeye Başladığımda” şiirini 70 yaşında yazdığını söylerler.

Ancak, diğerlerine göre ise bu onun tarafından yazılmış olamazdı, aslında Kim ve Allison McMillen’ın “Kendimi Yeterince Sevdiğimde” adlı kitabındaki bir paragrafın serbest bir uyarlamasıydı.

İki türlü de bunun, Chaplin’in aklın gücü ve değeri üzerine yazdığı bu denli güzel ve narin tek yazı olmadığını belirtmek gerekir.

Hatta, “Yaşa!” adında bir şiiri daha var. Bu şiirinde ise her şeyden önce, dünyaya sahip olan kişinin ancak onu almaya cesaret eden kişi olabileceğini hatırlatır. Yaşamanın sadece hayatı geçirmek olmadığını, mücadele etmek, hissetmek, deneyimlemek, şiddetle sevmek olduğunu…

Bu yüzden, şiirin bir başka şiirden uyarlanıp uyarlanmadığının ya da hareketleriyle, bıyığıyla ve bastonuyla bizi kendine hayran bırakmış ikonik bir dehanın aklından ve yüreğinden çıkıp çıkmadığının bir önemi yok.

Her zaman romantizm ya da macera arayan o yorgun karakter, yalnız avare, şair ve hayalperest Charlot, bütün bunların ardında aslında son derece net bir mantığa sahipti.

Göndermek istediği mesaj hakkında çok net fikirleri olan bir adamın aklıydı bu. Yapıtlarında bize gösterdiği şeylerin hepsi bu şiirin her bir kelimesiyle mükemmel bir şekilde örtüşüyor.

Hatta öyle ki, karakteriyle özdeşleşen o kostümün her ayrıntısının bile bir anlamı olduğundan notlarında bahsediyor:

  • Pantolonuyla mahkumiyetlere meydan okuyordu.
  • Şapkası ve bastonuyla ağırbaşlı görünmeye çalışıyordu.
  • Küçük bıyığı gösterişin bir temsiliydi.
  • Ayakkabıları ise her zaman insanın yoluna çıkan engelleri temsil ediyordu.
Charlie Chaplin ve köpek

Charlie Chaplin Bizi Uyandırdı

Charlie Chaplin, karakterinin masumluğu üzerinden her zaman farkındalığımızı artırmayı amaçladı.

Dünyamızın karmaşık çelişkilerinin farkına varmamız için bizi uyandırmaya çalıştı. Bu anlamsızlıklar, eşitsizlikler ve kötülüklerle sadece insanın ve insanın psikolojik gücünün yüzleşebileceği bir dünya.

“Büyük Diktatör” filminde de böyle bir tema görüyoruz. Bu filmde Chaplin bizi kendimizle ve diğer insanlarla bağ kurmaya davet ediyor. Sadece haklarımızı değil gezegenimizin haklarını da savunmaya.

Chaplin’in mirası bugün bile hala varlığını sürdürüyor. Hatta bu mirası her zaman gerekli ve vazgeçilmez olacaktır.

Çünkü bizi en çok düşündüren, trajikomedilerinde verdiği derslerdir. Ayrıca “Kendimi Sevmeye Başladığımda” gibi şiirler bizi daha iyi bir insan olmaya davet eden, kalbimiz için bir armağandır.

Kendimi Sevmeye Başladığımda, Charlie Chaplin

Kendimi sevmeye başladığımda, hangi koşullarda olursam olayım, doğru zamanda doğru yerde bulunduğumu ve her şeyin tam da olması gerektiği zamanda gerçekleştiğini anladım. İşte o zaman huzura erdim. Bugün buna “ÖZ GÜVEN” diyorum.

Kendimi sevmeye başladığımda, duygusal acı ve kederin sadece kendi doğrularıma aykırı yaşadığımı hatırlatan birer uyarı olduğunu anladım. Bugün bunun “ÖZGÜNLÜK” olduğunu biliyorum.

Kendimi sevmeye başladığımda, farklı bir hayatı arzulamayı bıraktım ve etrafımı saran her şeyin beni büyümeye çağırdığını gördüm. Bugün buna “OLGUNLUK” diyorum.

Kendimi sevmeye başladığımda, yanlış bir zaman olduğunu ve hazır olmadığını bildiğim halde birini kendi istediklerimi yapması için zorlarsam, o kişi kendim bile olsam, onu nasıl incitebileceğimi anladım. Bugün buna “SAYGI” diyorum.

Kendimi sevmeye başladığımda, sağlığıma iyi gelmeyen her şeyden —yemeklerden, insanlardan, durumlardan ve beni aşağı çeken ve benliğimden uzaklaştıran her şeyden kurtardım kendimi. Bugün bunun “KENDİNİ SEVMEK” olduğunu biliyorum.

Charlie Chaplin filmde

Kendimi sevmeye başladığımda, kendi zamanımdan çalmayı ve gelecek için büyük projeler tasarlamayı bıraktım. Bugün bana sadece keyif ve mutluluk veren, yapmayı sevdiğim ve içimi neşe ile dolduran şeyleri, kendi tarzıma ve ritmime göre yapıyorum. Bugün buna “SADELİK” diyorum.

Kendimi sevmeye başladığımda, her zaman haklı olmaya çalışmayı bıraktım ve o zamandan beri daha az yanılıyorum. Bugün bunun “ALÇAK GÖNÜLLÜLÜK” olduğunu keşfettim.

Kendimi sevmeye başladığımda, geçmişte yaşamaya devam etmeyi ve gelecek hakkında endişelenmeyi reddettim. Şimdi sadece her şeyin gerçekleştiği “anın” içinde yaşıyorum. Bugün her bir günü günbegün yaşıyorum ve buna “MEMNUNİYET” diyorum.

Kendimi sevmeye başladığımda, aklımın beni rahatsız ve hasta edebileceğini fark ettim. Fakat kalbimle daha çok bağ kurmaya başladığımda aklım değerli bir dostum oldu. Bugün bu bağa “KALBİN BİLGELİĞİ” diyorum.