Isadora Duncan: Modern Dansın Yaratıcısı

Eylül 20, 2019
Isadora Duncan'ın hayatı, yetenek, isyan ve trajedinin bir karışımı gibidir. Duncan, sadece klasik baleye devrim niteliğinde katkılarda bulunmamış, aynı zamanda onun hakkında ne söylerse söylesinler kendisini özgür bir biçimde ifade etme cesaretini de göstermiştir.

Isadora Duncan, dünyaya kuralları umursamadan kurulu düzeni değiştirmek için gelmiş olan kadınlardan biridir. Modern dansın yaratıcısı olarak kabul edilen Duncan, sanat dünyasının en büyüleyici ve devrimci kişilikleri arasında bulunmaktadır. Bunlara ek olarak, hem hayatı hem de ölümü de ona özgü bir biçimde sıra dışı bir niteliğe sahiptir.

Isadora Duncan, acı ve trajedi ile dolu bir yaşam geçirmiştir. Onu tanıyanlar, son derece cömert ve anaç bir karaktere sahip olduğunu ifade etmişlerdir. Toplumsal açından bakıldığında, her zaman için duygularını vücudunun tüm limitlerini kullanarak ifade edebilme yeteneğine sahip özel bir karakter olarak tanımlanmıştır. Aynı zamanda, her şartta düşündüğünü söyleyen bir kadın olarak da hafızalarda yer etmiştir.

“Sloganım: Sınır yok.”

– Isadora Duncan

Isadora Duncan’ın dans stili, tamamen duyguların ön plana çıktığı yeni bir yaklaşım olarak karşımıza çıkmıştır. Bu bağlamda, klasik dansın katı ve kuralcı tavrını yıkmış ve daha özgün ve gerçekçi hareketleri dansa katma başarısını göstermiştir.

Otobiyografisinde, denizdeki dalgaları izlerken dansa aşık olduğunu ifade etmektedir. Bu nedenle dans ederken hareketleri son derece serbest ve akıcıdır. Onun dansı, adeta denizdeki dalgalar tarafından çevrelenmiş gibi duygusal ifadelerin en üst seviyede sergilendiği bir niteliğe sahiptir.

Isadora Duncan

Çocukluk ve Gençlik Yılları

Asıl adı Dora Ángela Duncan’dır. 27 Mayıs 1877’de ABD’nin San Francisco kentinde dünyaya gelmiştir. Babası Joseph Charles bankacı, annesi Dora Gris ise müzik öğretmenidir. Isadora, dört çocuklu bu ailenin en küçük kızı olarak büyümüştür. Henüz çok küçük yaşlardayken babası aileyi terk etmiştir. 

Bunun üzerine aile çok ciddi ekonomik sıkıntılar çekmeye başlamıştır. Bu süreçte Isadora’nın annesi, ailenin masraflarını karşılayabilmek için özel piyano dersleri vermeye başlar. Dora, daha sonra bir müzik okulu kurmayı başarır. Isadora’nın en büyük iki ablası da bu okulda öğretmen olarak annelerine yardımcı olurlar. Sadece on yıl içerisinde Isadora da eğitimini bırakıp, diğer kardeşleri ile birlikte bu okulda küçük çocuklara öğretmenlik yapmaya karar verir.

Daha sonra aile Chicago’ya taşınmaya karar verir. Burada Isadora, klasik dans eğitimi alır. Ancak çıkan bir yangında evleri yanan aile kendisini bir anda sokakta bulur ve bunun sonucu olarak da yine taşınmaya mecbur kalırlar. Bu seferki durakları ise New York’tur. Bu büyük şehirde genç Isadora, bir tiyatro şirketinde kendine yer edinmeyi başarır. 1898 yılında, halen ortalarda görünmeyen babası trajik bir gemi kazasında hayatını kaybeder.

Isadora Duncan Avrupa’da

Belki de Avrupa müzik klasiklerine olan hayranlığı nedeniyle Isadora Duncan Avrupa’ya gitmeyi kafasına koymuştur. O dönemlerde göç rotası tam tersi yönde olmasına rağmen, ailesini ABD’den Avrupa’ya gitme konusunda ikna etmeyi başarır. Önce Londra’ya yerleşen Duncan, daha sonra Paris’e geçer.

Isadora vaktinin büyük bir kısmını Avrupa’nın büyük müzelerinde eski Yunan sanatını incelemeye adar. Bu dönemden kalma heykellerde gördüğü çeşitli duruş ve figürleri kendi dansına adapte etmeyi başarır. Daha önceki tecrübeleri ve bulguları ışığında yavaş yavaş kendi stilini oluşturmaya başlayan Duncan, aslında dans tarihini tümden değiştiren bir devrimin de temellerini atmış bulunmaktadır.

Isadora Duncan çıplak ayakları ve sadece Yunan stilindeki basit bir kıyafetle sahneye çıkmaya başlar. Ayrıca saçlarını da serbest bırakan Isadora, aslında dans için yapılmamış çeşitli ritmler eşliğinde de dansını çeşitlendirir. Sahnede performansının ortasında kendiliğinden bazı şeyleri yaratır ve aslında planlanmamış olan bu figürlerle farklı bir zenginlik elde etmeyi başarır. Onun dansında klasik dansın tütüleri, maskeleri ve sert hareketlerinden artık eser kalmamıştır.

Bir Devrimci

Beklendiği üzere ilk başlarda çok şiddetli eleştirilere maruz kalır. Ancak kısa süre içerisinde uzmanlar ve eleştirmenlerin hayranlık duymaya başladığı bir figür haline dönüşür. Sadece sanat hayatında umursamaz bir tavır içinde değildir. Aynı zamanda o dönemde kişisel yaşantısı da birçok skandalla çalkalanmaktadır. Isadora bu nedenle, o an sahip olduğu her şeyi ve tüm yükümlülüklerini geride bırakmaya ve sadece iki çocuğunun annesi olmaya karar verir.

Aşk hayatında, aralarında çok ünlü insanların da bulunduğu birçok kişi yer almıştır. Aynı zamanda eşcinsel olduğuna dair çeşitli söylentiler de bulunmasına rağmen, bunu kanıtlar nitelikte herhangi bir durum söz konusu olmamıştır. Zamanın şartları düşünüldüğünde aşırı derecede skandallarla dolu bir kişiliğe sahiptir. Bir keresinde, üzerindeki gömleği çıkarıp göğüslerini göstermiş ve bu şekilde dansının orijinalliğini sorgulayanlara adeta meydan okumuştur.

Arjantin’de bir barda, ulusal marş eşliğinde dans etmiştir. Ekonomik anlamda da yaşantısına pek dikkat etmeyen Isadora, bir defasında otel masraflarını bir kürk manto ve üzerindeki bazı mücevherleri vererek ödemek durumunda kalmıştır. ABD’de, halk önünde yapmış olduğu sert bir konuşma nedeniyle Duncan’a “komünist sürtük” takma adı verilmiştir.

Isadora Duncan dans ediyor

Trajik Bir Son

Hiç şüphesiz hayatının en zor anını 1913 yılında yaşamak zorunda kalmıştır. Hala küçük yaşlarda olan iki çocuğu Paris’te Seine nehrinde birlikte seyahat ettikleri arabada geçirdikleri trafik kazası sonucu hayatlarını kaybetmiştir. Isadora’nın bu trajediyi atlatması uzun yıllar sürmüş ve bir aşamadan sonra normal hayatına geri dönmeyi başarmıştır.

Rus devriminin büyük bir hayranı olan Isadora Duncan, bizzat Lenin tarafından Rusya’ya davet edilmiş ve bu ülkede yaşayıp sanat faaliyetlerine burada devam etmesi teklif edilmiştir. Rıusya’da, kendisinden 17 yaş küçük şair Sergei Esenin ile tanışmış ve evlenmiştir. Ancak bu evlilik, Esenin’in alkol problemi yüzünden fazla uzun sürmemiştir. Esenin, bir psikiyatri kliniğine yatırılmış ve burada intihar ederek yaşamına son vermiştir.

Bu olaydan iki yıl sonra, 14 Eylül 1927’de Isadora Duncan da hayatını kaybetmiştir. Boynunu çevreleyen uzun bir eşarp giydiği bir gün arabasına binmiş ve son derece kötü talihinin bir sonucu olarak eşarp arabanın tekerleklerinden birine dolanmıştır. Son sözlerinin, gittiği özel bir randevuyu kastederek, “Seveceğim!” olduğu söylenmektedir.

Kayıtsız, büyüleyici ve tabii ki sıra dışı bir kişiliğe sahip olan Isadora Duncan, sanat tarihinin en unutulmaz isimleri arasında kendine önemli bir yer edinmiştir. Tarih ve sanat kitaplarına, dans konusundaki yetenekleri kadar kalıpları kıran bir insan olarak da geçmiştir. Karşı çıktığı ve mücadele ettiği bu sosyal kalıpların en önde gelenleri, kadınlara dikte edilen ve özellikle dansın katı sınırlarını çizen sanat dünyasında var olan kalıplar olmuştur.

  • Duncan, I. (2003). El arte de la danza y otros escritos (Vol. 19). Ediciones Akal.