Duyusal Yoksunluk ve Korkutucu Etkileri

Şubat 10, 2020
Duyusal yoksunluk, özellikle de 48 saatten uzun sürerse algı, biliş ve duygular üzerinde büyük bir etkiye sebep olabilir. Uzmanlar sosyal yoksunluğun da benzer etkilere sahip olduğunu kanıtlamışlardır.

Duyusal yoksunluk üzerinde yapılmış ilk çalışmalar 1950’li yıllara dayanmaktadır. Ancak, bu tarihten önce bile gizli çalışmalar gerçekleşmiş olması mümkündür. Kanada’nın Montreal şehrindeki McGill Üniversitesi gönüllüler ile deneyler yapan ilk kişilerdir.

En temel şekli ile açıklamak gerekirse, duyusal yoksunluk bir veya birkaç duyuya ulaşan uyaranların kısmen veya tamamıyla engellenmesidir. Görme, işitme, dokunma, ya da tüm bu duyuların aynı anda bloklanması anlamına gelir. İnsanlar bu tip pratikleri terapötik niyetler ile ve araştırma amaçlı kullandıkları gibi işkence yapmak için de kullanmışlardır.

Ne yazık ki, insanların duyusal yoksunluk ile ilgilenmeye başlama sebebi bahsettiğimiz son kullanımıdır. II. Dünya Savaşı sonrasında dövülmeden itiraflarda bulunmuş mahkumlara dair raporlar ortaya çıkmıştır. Onları hapseden insanların çevresel uyaranları duyuları ile algılayabilmelerini engellemeleri iradelerinde büyük değişiklikler yaratmak için yeterli olmuştur.

Kafasını aşağıya eğmiş şekilde duran bir adam.

Deneylerin Koşulları

Prensipte, deneyciler duyusal yoksunluk ile ilişkili üç farklı deneysel koşul sağlamışlardır. En azından, bildiğimiz çalışmalar söz konusu olduğunda durum bu şekilde.

İlk araştırma 1954 yılına dayanır ve Bexton, Heton, ve Scott tarafından yapılmıştır. İkinci araştırma olarak Wexler, Mendelson, Liederman ve Solomon’un 1958 yılındaki çalışması gösterilir. Üçüncü çalışma ise Shurley’nin 1960 yılında yaptığı çalışmadır.

  • İlk durum. Duyusal yoksunluk mutlak değildir. Gönüllü izole edilmiş ancak ışıklı bir odada bir yatakta yatar. Karanlık gözlükler ve eldivenler kullanırlar ve ellerinde karton kapsüller vardır. Bu şekilde iki ila altı gün arası bir süre kalırlar.
  • İkinci durum. Gönüllü hareketlerini kısıtlayan bir kapsülün içindeki bir yatakta yatar. Bu kapsül boş duvarları ve minimal miktarda ışığı olan bir odadır. Gönüllü 36 saat boyunca bu durumda kalır.
  • Üçüncü durum. Araştırmacılar tamamen çıplak olan gönüllüyü bir su tankına tümüyle sokarlar. Gönüllü nefes almasını sağlayan bir maske takar ancak herhangi bir şey göremez ve işitemez. Gönüllü tankın tabanına dokunamaz. Gönüllü bu şekilde dayanabildiği kadar uzun bir süre boyunca kalır.

Duyusal Yoksunluk ve Algısal Süreçler

Araştırmacıların yürüttükleri deneyler ilk önce bu durumların algısal süreçleri değiştirip değiştirmediğini değerlendirmişlerdir. Araştırmacılar değiştirdiği yönünde bir karara varmışlardır. Yoksunluk deneyimine her şeyden önce güçlü görsel bozulmalar dahildir. Gönüllü statik nesneleri hareket ediyormuş veya şekil ya da boyut değiştiriyormuş gibi görür.

Gönüllüler hareket eden duvarlar ve yürüyen masalar gibi şeyler görmeye başlarlar. Ayrıca görsel hassasiyetleri de artar. Birkaç günün sonunda gönüllüler uyaranları daha yavaş algılamaya başlarlar. Düz çizgileri “S” gibi görürler. Ayrıca halüsinasyonlar da deneyimlerler.

Aynı zamanda gönüllülerde dokunma ve zaman-mekan algısı açısından genel bir oryantasyon bozukluğu da görülür. Deneylerden bir tanesinde araştırmacılar sosyal izolasyonun duyusal yoksunluk ile benzer etkilere sahip olduğunu göstermişlerdir.

Bilişsel Etkiler

Gönüllülerin çoğu deneyde katılım gösterecekleri zaman zarfını üzerinde düşünmeye zamanları olmamış olan kişisel problemler hakkında düşünmek için kullanacaklarını belirtmişlerdir. Başlangıçta bunu yapabilmişlerdir de, ancak zaman ilerledikçe düşüncelerine odaklanmaları daha da zor hale gelmiştir. Belli bir sürenin sonrasında 30’a kadar dahi sayamaz hale gelmişlerdir.

Araştırmacılar deneklerin bilgiyi ezberleme ve kaydetme kapasitelerinin deney sonrasında arttığı bulgusuna ulaşmışlardır. Ancak, aynı zamanda, soyutlama, genelleme ve matematiksel muhakeme yapma yetenekleri azalmıştır.

Şaşırtıcıdır ki, duyusal yoksunluk yaşamış insanların öğrenme kapasitesi bunu yaşamamış insanlarınkine kıyasla daha yüksektir. Ancak bu bireylerin motor becerileri, özellikle de 48 saat veya daha uzun bir süre boyunca uyaranlardan yoksun bırakıldıktan sonra belirgin şekilde körelir.

Aynı kadının biri elleri yüzünde, biri aşağıya bakarken çekilmiş iki pozu.

Duyusal Yoksunluk Hakkında Varılan Bazı İlginç Sonuçlar

Basit bir şekilde anlatmamız gerekirse, deneylerin tümü duyusal yoksunluk kullanılarak psödopsikoz durumlarını tetiklemenin mümkün olduğunu göstermiştir. Bu geçici psikozdur. “Psödo” ön ekinin eklenir çünkü deney bitip katılımcı normal hayatına geri döndüğünde bütün normal becerilerini geri kazanır.

Bu deneylerden elde edilen en ilginç sonuçlardan biri “normal” addedilen insanların duyusal yoksunluk sırasında halüsinasyonlar deneyimlemesidir. Ancak, şizofreni teşhisi almış bireylerde bu bahsi geçen halüsinasyonlar genellikle kaybolmuştur.

Aynı şekilde, araştırmacılar her bireyin kişiliğinin duyusal yoksunluğu nasıl deneyimlediklerini değiştirebildiğini bulmuşlardır. Gönüllülerin tamamı şartlara adapte olabilmek için çaba harcamışlardır ancak büyük bir kısımları geçmişe odaklanıp depresyona girme eğilimindedir. Neredeyse hepsi çok daha kolay etkilenir hale gelmişlerdir. Bu, psikolojik terapi uygulamalarının etkisini arttırmak ile beraber bu durumda yaşadıkları psikolojik işkencenin de çok daha derin olmasına neden olur.

  • Ardila, R. (1970). Privación sensorial. Revista Interamericano de Psicologia, 4, 253.