Din: Zihnimizin Açıklayabileceği Bir Muamma

· Haziran 17, 2018

Din, eski bir zorunluluk olarak ortaya çıktı, ya da en azından öyle düşünüyoruz. Dinler günümüze kadar ulaştı. Yakın zamanda ortadan kaybolacak gibi de gözükmüyor. Tarihe bakarsanız, genel anlamda konuştuğumuzda dinin çok fazla çeşitlilik gösterdiğiniz görürsünüz. Örneğin, tek bir Tanrı’ya yakarılan tek tanrılı bir dinlerin doğuşu gibi.

Tanrılar yüzyıllar boyunca çok değişti ve çok sayıda farklı isim ve form aldılar. Resmedilmesine asla izin verilmeyen tanrılar var, bunun yanında fantastik formlara sahip tanrılar var. Hatta bu formların bir kısmı hayvanlarla ilgili.

“Kendini bütün kalbinle Tanrı’ya teslim et; Umudunun en kuru olduğu zamanlarda sık sık merhametini yağdırır.”

– Miguel del Cervantes

Din de kurumsallaşmayı başarmıştır. İnsanlar, eğitim ve sağlık gibi hizmetleri vermek ya da iyileştirmek için din adına sosyal kurumlar yarattılar. Bunun olumsuz tarafı, yine din adına büyük savaşların yapılmış olmasıdır. İnsanlar ayrıca çoğu zaman yanlış yorumladıkları kutsal metinlere dayanarak çok sayıda suç işlemiş ve adaletsizlik etmişlerdir.

Açıklamalar

Yüzyıllar içinde insanlar, dinin doğuşunu ve gelişimini anlatmak amacıyla pek çok açıklamalar getirmiştir. En iyi açıklamalardan biri, asla cevaplayamadığımız sorulara cevap verme amacına hizmet etmesidir. Ama bu, insanların yaptığı tek açıklama değil.

güneş tutan eller

Burada, dinin doğumunu ve devam eden varlığını açıklamaya yönelik bu girişimlerden bazılarını size anlatacağız:

  • Din, uyuşturucu almanın bir sonucu olarak ortaya çıktı. Halüsinojenik maddeler kullanan kişiler, olağanüstü şeyler gördü ve bunları öte dünyadan gelen mesajlar olarak yorumladılar. Bazı şamanlar ve büyücü hekimler, ilahlara daha yakın olmak ya da verecekleri kararlar öncesinde onlarla iletişime geçmek için uyuşturucu aldılar. Belki de bu maddeleri her zaman kasten almamışlardır. Bu yüzden yorumlarının ilahi varlıklar ile ilgisi olması mantıklı.
  • Başka bir açıklama, dinin mantıklı bir yorumu olmayan doğal olayları açıklamanın bir yolu olarak başladığını söylüyor. Yağmur ve gök gürültüsü gibi ikna edici bir şekilde açıklamamızı zorlaştıran bazı fenomenler vardı. İnsanlar bunları yorumlamak için mantıklı bir yol bulamadılar ve bu da onları tanrılar yaratmaya yönlendirdi. Öyleyse, o tanrılar, insanların rasyonel olarak açıklayamadığı fenomenlere neden olan varlıklardı.
  • Dinin yükselişi de bir tür put ibadetine benziyor. Hatta insanlar, söz ve eylemleri nedeniyle belirli şekillere tapmaya ve putlar yağmaya başladılar. Bu hayranlık, insanları bu figürlere dayanan dinler yaratmaya yöneltmiştir.
  • Son açıklama, dinin bilişsel bir uyum olarak ortaya çıktığını söylüyor. Bunlar zihinsel işlevler, süreçler ve durumlar. Anlayış, çıkarım, karar verme, planlama ve öğrenme gibi süreçlere özel bir odaklanmayı kapsar. Bu, biyoloji ve psikoloji alanlarında en çok kabul gören görüşlerden biridir.

Tanrılara Güveniyoruz

Scott Attran’ın, Tanrılara Güveniyoruz başlıklı kitabına göre din; belli davranışlara, grup seçimine, mimik veya taklide eğilimli genleri transfer etmeye çalışır. Din bir doktrin ya da kurum değildir, hatta inanç bile değildir. Attran’a göre din, insan zihninin doğum, yaşlılık, ölüm, beklenmedik şeyler ve aşk gibi yaşama dair ilginç şeylerle uğraşırken yaptığı çalışmadan kaynaklanmaktadır.

Bu perspektifi anlamak için, dinin anlaşılması zor ve çoğu zaman doktrinlerinin sezgiye karşı gittiğinin farkında olmalısınız. Örneğin, bazı dinlerin fedakarlıklara verdiği anlam vardır. Bir dinin ya da diğerinin peşinden gitmenin bedeli yüksek olabilir ve hatta belirli zaman dilimlerinde hayata mal olabilir. Dinin olumlu ve olumsuz özelliklerini tartarsak, eşit olarak ortaya çıkabilirler. Bu, insanların, yalnızca kendi çıkarlarına göre dinleri seçmediği anlamına gelir.

“İnsan, bilimin açabildiği her kapının ardında Tanrı’yı bulur.”

– Albert Einstein

Bunun yerine, dini, insan bilişinin uyarlanabilir özelliklerinin uyumlu olmayan bir sonucu olarak görebiliriz. Yani din, bilişsel seviyeye bir uyarlamadır. Ancak tüm maliyetlerine ve faydalarına bakarsak, kendi başına uyum sağlamaz. Din, tıpkı diğer kültürel fenomenler gibi, bilişsel, davranışsal ve fiziksel ortamlar arasındaki bir uzlaşmanın sonucudur. Ayrıca aklımızdaki ekolojik sınırlamalardan da kaynaklanır.

Din oluşturan psikolojik beceriler

Din, bizi yaşam koşullarına adapte eden bazı psikolojik becerilerden gelir. İşte bu becerilerden bazıları:

  • Birincil ve ikincil duyuşsal programlar: hissettiğimiz duygular ve bunları nasıl yorumladığımız diğer insanlarla olan etkileşimlerimiz üzerinde doğrudan bir etkiye sahiptir. Bir dine inanmak, kendi grubumuzla diğer gruplarla olduğundan daha farklı duygusal tepkilere sahip olduğumuzu gösterir. Elbette, tepkilerimiz kendi grubumuzun üyeleriyle daha uyumlu olacak. Duygularımızı bu şekilde ifade etmek, evrimimiz için iyi olmuştur çünkü ait olduğumuz grubun yararına olmuştur.
  • Sosyal zeka: grup hayatı, grubu korumak için çalışan farklı yorumlar için bir yol açtı. Bir tanrı ya da diğerini seçmek belirli bir gruba ait olmaktan gelir. Ve bu seçim gruplar arasındaki farklılıkları yaratıyor. Seçimleri arasındaki fark, farklı tanrılara inanan grupların oluşturduğu ilişkileri ve meşrulaştırmaya yarar. Ve bu kendi grubumuza fayda sağlar.
  • Bilişsel modüller: Bunlar, eylemleri ve ritüelleri yorumlamayı düzenleyen zihinsel çerçevelerdir. İnsanlar bu modülleri din yoluyla anlar ve haklı çıkarır. Dinimizle ilgili tüm ritüelleri anlıyor ve kabul ediyoruz. Buna karşılık diğer dinlerdeki ritüeller tuhaf ve anlaşılmaz görünüyor. Belirli bir grubun ritüelleri ve eylemleri bu çerçeveler boyunca devam edecektir.

İnsanlar olarak bir eylemi unsurları veya nedenlerini tespit etme yönünde bir eğilimimiz var. Örneğin, doğaüstü olana inancımız, atalarımızınkiyle aynı bilişsel uyumdan gelir. Bir çalıyı sallayan esinti sesini, kılıç dişli bir kaplanın varlığı olarak yorumlamışlardı.

Bu yorum yararlı oldu, çünkü insanların hayatta kalmasına yardımcı oldu. Bu anlamda doğaüstü eylemler, yırtıcı tespit sistemlerimizden gelen bir evrim yan ürünüdür.

Bu açıdan bakıldığında din, emin olamadığımız herhangi bir olaya akla yatkın yorumlarda bulunmak için kullandığımız araçtır. Aklımız, bir gruba ait olduğumuzdan ve hayatta kaldığımızdan emin olmak için bu mekanizmaları ve çerçeveleri evrimle yeniden üretmiştir.