Çıkmaz: Aykırılığın Getirdiği Bilgelik

Tavuk mu yumurtadan yoksa yumurta mı tavuktan çıkmıştır? Çıkmazlar kadar düşünme gerektiren ve doğası gereği aykırılık barındıran pek az mantıksal olgu bulunmaktadır. Bu önemli düğüm noktaları hayatın içinde yer alan ve tezatlık içeren paradokslar hakkında bizleri düşünmeye davet eder.

Son Güncelleme: 15 Şubat, 2021

Çıkmaz kelimesinin Batı dillerindeki karşılığı olan aporia Yunanca kökenli bir sözcüktür. Bu kelime, iki karşıt fakat kabul edilebilir fikirle karşı karşıya kaldığımızda belirsizlik ya da karışıklık içeren bir durum içinde kalmak anlamına gelir. William Shakespeare’in meşhur “olmak ya da olmamak” deyimi ya da klasik bir soru olan “tavuk mu yumurtadan yoksa yumurta mı tavuktan çıkar?” sorusu bu duruma örnek olarak gösterilebilir. Bunlar ve bunlara benzer çözülmesi mümkün olmayan sorular ya da felsefi ikilemlerin bizi belirli bir noktaya götürdükleri pek görülmüş bir durum değildir.

Bununla birlikte Platon ve Sokrates’in yaşadığı dönemlerde bu tür akıl yürütme biçimi, tartışmalar başlatmak ve derin diyalektik alıştırmalar yapmak için son derece değerli bir uygulama olarak kabul edilmiştir. Bu bağlamda, en önemli ögeler bir şüphenin ortaya konması, retorik bir soru sorulması ve böylece dünyanın belirsizlikleri arasında bir geçiş yakalanması olmuştur. Hayatın aykırılıkları ve aynı anda hem anlamlı hem de anlamsız girift mantıksal çalışmalar bu alanın içinde yer almıştır.

Bunlara ek olarak kabul etmemiz gereken bir şey varsa o da, etrafımızı saran gerçekliklerin katlanılmaz çıkmazlarla dolu olduğudur. Örneğin günümüz toplumu olarak inanılmaz derecede bireysellikle şekillenen küreselleşmiş bir yaşam biçimine sahibiz. Özgür insanlar olmamıza rağmen bir yandan da binlerce kuralın, bizi şekillendirip standartlaştıran sonsuz sayıdaki mekanizmanın kurbanlarıyız.

Çıkmaz, aykırılıkların getirdiği bilgeliktir. Bu kavram hepimizi üzerinde derinlemesine düşünmeye davet eder. Bununla birlikte hiçbir sonuca da götürmez…

Çıkmaz Nedir ve Ne İşe Yarar?

Çıkmazlar söz konusu olduğunda Yunan filozof Zenon’un bilgiciliğine değinmeden geçmek olmaz. Bunlardan biri “Akhilleus paradoksu ve kaplumbağa” olarak bilinir. Bu denklemin temelinde bir fikir yatar: var olmayan hareket. Stoacı bilgeler hareketli olmayı sabit haldeki durumların birbirine bağlanması olarak görmüşlerdir. Yani hareketi bir tür durağan görüntünün toplamı olarak algılamışlardır.

Bu nedenle, Zenon için bir kaplumbağa Akhilleus kadar ve hatta ondan bile daha hızlı olabilir. Çünkü hareket adını verdiğimiz kavram tıpkı zaman gibi sadece bir illüzyondan ibarettir. Bunun sonucunda, çizdiği bu çerçeve içinde bir kişinin ok fırlattığında aslında yerinden hiç hareket etmediğini söyler. Okun hareketi durağan noktalarının sonsuz toplamından başka bir şey değildir. O halde böyle bir mantık hakkında ne söylenebilir? Eğer kendimizi klasik mekanizmalara ve Newton’un kanunlarına göre konumlandırırsak bu fikirleri tamamen reddetmemiz gerekecektir.

Ancak Zenon’un bakış açısını benimser ve sabit durumların birbirini takip etmesi fikrini kabul edersek, ileri sürdüğü fikrin mantığını anlayabiliriz. Yani bu tür örnekleri düşündüğümüzde aslında çıkmaz adı verilen kavramın bize pek de yabancı olmadığını anlarız.

Sonuçta iki karşıt fikirle karşılaştığımızda tecrübe ettiğimiz o belirsizlik ilginç ve kimi zaman da geçerlidir. İşte bu karmaşık düğüm doğrudan olmasa da bizi üzerinde derinlemesine düşünmeye davet eder.

Keşif Analizi: Her Gün Karşılaştığımız Karşıtlıkların Değeri

“Çıkmaz”, daha fazla dikkate almamız gereken çok ilginç bir sıfattır. Aslında bu özelliği ya da yaklaşımı benimsemek faydalı olabilir. Çünkü mantık ve düşünsel bağlamda bu tür bir yaklaşım, yaşantımızdaki pek çok gerçekliği keşfetmemizi sağlayabilir. Bu sayede dikkat etmediğimiz çok sayıda seçeneğin, bakış açısının ve gerçeğin farkına varabiliriz.

Çıkmazda keşfe çıkmak, karşıtlıkları keşfetmemize ve aynı zamanda günlük yaşantımızda birbirine temelde zıt bile olsalar kabul edilen pek çok fikrin bulunduğunu anlamamıza yardımcı olur. Bunun da ötesinde birbirleriyle uzlaşmasalar dahi her bir yaklaşımdan yeni bir şeyler öğrenmek mümkündür. Ne olursa olsun esas hedef düşünmek için kafa karışıklıklarını tetiklemek ve karşıtlıkları hayatımızın başka bir parçası olarak kabul etmektir.

Çıkmaz Türleri

Günümüze dek çıkmaz kelimesini bir anlamda zorluk kelimesi ile eş anlamlı olarak kullanmışızdır. Bunu yaparken çıkmaz bir sokağa girdiğimizi ya da belirgin ve mantıklı bir çözümü bulunmayan bir problemle karşı karşıya olduğumuzu ifade etmeye çalışırız. Ancak Yunan felsefesi açısından bu durum bir tür bilmece, diyalogu teşvik eden bir egzersiz ya da fikirlerin, teorilerin ve yaklaşımların değişimi olarak görülmüştür.

Çıkmazı bir Gordion düğümü olarak görmemek gerekir. Aksine bu belirsizlik durumunun bizleri analiz etmeye ve mantık yürütmeye teşvik etmesi gerekir. Bu nedenle konuyla ilgili iki tür tipolojiyi anlamak faydalı ve ilginç olacaktır.

Argüman Çıkmazı: Şüphenin Bir Parçası

Bu çıkmaz türünde başlangıç noktası her zaman için ortaya atılan bir sorudur. Bu soru, genellikle net bir cevabı olmadığını bilseler bile başkalarını düşünmeye yöneltecek bir sorudur. Amaç fikirleri ve argümanları tetiklemekten başka bir şey değildir.

Çıkmazların büyük bir kısmının sorulardan çıktığını bilmek ilginç bir durumdur. “Tavuk ya da yumurta daha önce neydi?”, “Gözlerimizin gördüklerine her zaman inanabilir miyiz yoksa kişisel yorumlamalarımız ve yargılarımız aracılığıyla mı görürüz?”, “Turuncu (portakal rengi) ismini meyveden mi almıştır yoksa tam tersi mi doğrudur?”.

Tonal Çıkmaz: Düşüncenin Bir Parçası

Bu ikinci tipolojide daha agresif bir çıkmaz türüyle karşı karşıya kalırız. Bu sefer diyalog aranmaz, bunun yerine kişiye doğrular dayatılır. Yani bir anlamda “Tavuk yumurtadan önce vardı.” gibi düşünceleri savunmakla sınırlandırılmış gibi oluruz. Bu bağlamda, öne sürülen fikir hala aykırılıklara yol açar ancak cümle zaten belirgin bir tona sahiptir ve belirli bir ön kabul hakkında bizi ikna etmeye çalışır.

Her durumda en uygun olanı, bir soruyla başlayan ve tartışmacı çıkmaz yöntemini kullanmamızı sağlayan seçenektir. Ancak bu şekilde kişi diyalog kurma ve derinlemesine düşünme konularında teşvik edilebilir.

Sonuç olarak, Platon ve Aristo’nun öğrencileriyle retorik sorular üzerinden kurduğu klasik metaforların ötesinde inkar edilemez bir gerçek vardır. Bu da belirli bazı çıkmazların günümüz dünyasında geniş bir biçimde kendine yer bulduğu gerçeğidir. Politika, toplum, reklam dünyası vb. gibi olgular, temellerinde pek çok paradoksu barındırmaya devam etmekte ve bu saçmalıklarıyla kafamızı karıştırmaktan geri kalmamaktadırlar.

Bizim bakış açımızdan değerlendirildiğinde bu duruma herhangi bir çözüm getirmemiz mümkün değildir. Çünkü aykırılıklar devamlıdır: Bir noktada her türlü bakış açısını anlayabiliriz ancak öyle bile olsa kafa karışıklığından kaçamayız. Bunu anlamak, kabul etmek ve bu zıt evrenler üzerinde düşünmek olumlu bir durumdur. Bunun sonucunda kişi kendisini, aykırılıkların bilgeliği olarak bilinen olguyla besleme şansına sahip olur.

İlgini çekebilir ...
La Mente es MaravillosaLeerlo en La Mente es Maravillosa
Leon Festinger ve Bilişsel Uyumsuzluk

Leon Festinger karar verme sürecini bir deney aracılığıyla test etmiştir. Bu bağlamda, bilişsel uyumsuzluk teorisini ortaya atmıştır.



  • Aguirre Santos, Javier. (2007) La aporía en Aristóteles. Libros b y k 1-2 de La Metafísica,. Camino al ser. Dykinson, 2007. 355 págs.
  • Kofman, Sarah (1983). “Beyond Aporia?”. In Benjamin, Andrew (ed.). Post-Structuralist Classics. London: Routledge. pp. 7–44.
  • Vasilis Politis (2006). “Aporia and Searching in the Early Plato” in L. Judson and V. Karasmanis eds. Remembering Socrates. Oxford University Press.