Bağımlılık Nedir?

Aralık 18, 2019
Bağımlılık bir tür bağ kurmak olarak algılanmaktadır. Dünyayla, bir nesneyle, bir davranışla ya da bir düşünce ile ilgili olmak anlamına gelir. Bu nedenle bağımlılık dendiğinde genel olarak "algımızın" yanlış olduğu ve aslında bunların bağlılık olarak adlandırılmasının daha doğru olacağı öne sürülebilir.

Uyuşturucu maddeler ilk olarak yüz yıl önce yasaklanmıştır. Geride kalan yüz yıllık uyuşturucu savaşlarında, büyüklerimiz, öğretmenlerimiz ve resmi yetkililer bize sürekli olarak bağımlılık ve nedenleri ilgili çeşitli bilgiler aktarmıştır. Bu anlatılanlar zihnimize o denli kazınmıştır ki, bu bilgileri olduğu gibi ve nedenlerini hiç sorgulamadan kabullenmek olağan bir durum olmuştur. Yani alışageldiğimiz bu bilgiler, son derece açık ve tartışmaya gerek olmayan birer doğru olarak zihinlerimize kazınmıştır.

Ancak Amerikan Kimya Topluluğu, bu derin konuya oyunun kurallarını değiştirecek bir biçimde dahil olmuştur. Organizasyonun ileri sürdüğü görüşe göre, uyuşturucu, alkol ya da diğer sağlığa zararlı alışkanlıkların “kişisel bir kusur” olmadığı, bunların aslında beyin kimyasının doğal bir sonucu olduğu ifade edilmiştir.

Konuyla ilgili olarak yapılan sayısız deney sonuçlarına göre, bağımlılığa yol açan gerçek neden dopamin ihtiyacından kaynaklanmaktadır. (Newcombe, 2016) Dopamin, insanda “mutluluk seviyesinin” belirlenmesinden sorumlu olan doğal bir kimyasaldır.

Uyuşturucu maddeler, beynin ventral tegmental alan (VTA) adı verilen ve genellikle ödül merkezi olarak bilinen bölümünde işlenir. Beynin, insanın kendini iyi hissetmesine neden olan her şeyi işlediği ve dopamin kimyasalının üretildiği bölge tam olarak burasıdır. Washington Post gazetesine göre bu nörotransmitter, keyif ve zevk hissinin ortaya çıkmasına neden yol açmaktadır.

Örnek olarak bir kokain bağımlısının bu maddeye olan bağımlılığı, beyninde başka hiçbir şeyi bu maddeyle aynı şekilde değerlendiremiyor olmasından kaynaklanmaktadır. Bu nedenle bağımlılığın karşıtının ayıklık olduğunu söyleyemeyiz. Bunu ancak insanlarla bağlantılı olmak ve iletişim kurmak kavramı ile açıklayabiliriz.

“Bağımlılık, belki de bir ruh hastalığıdır.”

– Osamu Dazai

Dopamin

Sorulması Gereken Soru Şudur: Yaptıklarımızı Neden Dolayı Yapıyoruz?

İnsanların kendilerini iyi hissetmelerine yol açan, tam olarak bağımlılık yaratan maddelerin kendileri değildir. Aslında hem beyin hem de vücudun geri kalan kısmı, yapılan eyleme dikkat edilmesi gerektiğine işaret eden sinyaller üzerinden bu istek uyandıran hissin ortaya çıkmasına neden olur. Bu eylemler, alınan bir maddeden sevdiğimiz bir kişiyi kucaklamaya kadar birbirinden çok farklı olabilir. Yani bu tür eylemler, insanın iyi hissetmesine yol açan duygularla ilişkilendirilir. Kimi uyuşturucu maddelerin dopamin seviyesini normalin on katı kadar yüksek seviyelere çıkarabildiği ifade edilmektedir.

Beyin bu şekilde aşırı dopamin yüklemesine kimyasal reseptörlerin sayısını azaltarak adapte olur. Bu durum, bağımlı bir kişinin her defasında daha fazla maddeye ihtiyaç duymasına ve ilk tükettiği ile benzer seviyelerde keyif alabilmesi için sürekli olarak daha fazla uyarıcı gereksinimine yol açar. 

Diğer taraftan, İngiliz yazar Johann Hari, “mutlu bir ortamda” yaşayan insanlarla ilgili bir dizi bulguyu bir araya getirmiştir. Bu derlemeye göre, bu tür insanların beyni günlük olarak yeterince dopamin ürettiğinde, uyuşturucu bağımlısı olma olasılıkları sanıldığı kadar yüksek olmamaktadır (Swanson, 2015).

“Bağımlılık pazarlık yapmaz. Bu yüzden tıpkı sis gibi yavaş yavaş içime yayılmıştır.”

– Eric Clapton

Bağımlılık Kavramının Karşıtı Ayıklık Değil İnsanlarla Bağ Kurmaktır

Hari, Vancouver’da bulunan bir üniversitede psikoloji dalında öğretim üyesi olan Bruce Alexander’dan yaptığı bir alıntıda, bağımlığın içinde bulunulan çevreye bir uyarlanma ya da adaptasyon olduğunun ve tıpkı bir kafese benzediğinin altını çizmektedir (Alexander, 2010).

Alexander, yaptığı deneylerden birinde garip bir durumun farkına varır. Ölene kadar içinde kokain bulunan sudan tüketen fareler kafeslerinde her zaman yalnız kalmış ve bu uyuşturucuyu tüketmek dışında herhangi bir aktivite sergilememiştir. Peki bunun tam tersini yapmaları için teşvik edilseler davranış şekilleri nasıl olurdu?

Bilim adamı, aklına gelen bu soru üzerine bir fare parkı inşa etmiştir. Bu eğlenceli oyun alanında fareler için yerleştirilmiş renkli toplar, en lezzetli yiyecekler, içinden koşabilecekleri tüneller ve pek çok arkadaş bulunmaktadır. Yani bu parkta aslında bir farenin isteyebileceği her şey bulunmaktadır.

Fare parkında bulunan tüm fareler, içinde ne olduğunu bilmedikleri için buraya yerleştirilmiş olan iki su kabından da su içerler. Ancak ortaya çıkan sonuç çok şaşırtıcıdır. İyi bir yaşantı süren fareler uyuşturucu içeren sudan hoşlanmamıştır. Genel olarak bu suyu içmekten uzak durmuşlar ve izole bir biçimde yaşayan farelerin dörtte biri oranından daha az miktarda uyuşturucu içeren sudan tüketmişlerdir. Ayrıca bu farelerin hiçbirinin ölmediği de dikkat çeken detaylar arasında bulunmaktadır. Deney boyunca yalnız ve mutsuz olan fareler bağımlı hale gelirken, mutlu bir ortamda yaşayan farelerin hiçbirinde bu duruma rastlanmamıştır.

İlk başlarda bu durumun farelerin garipliklerinden kaynaklandığı düşünülmüş, ancak bu düşünce eş zamanlı olarak insanlar üzerinde yapılan bir başka deneyin gerçekleşmesi ile terk edilmiştir. Bu deneyin adı Vietnam Savaşıdır. Time dergisi, bu savaşa katılan Amerikan askerleri arasında eroin kullanımının “sakız çiğnemek kadar yaygın” olduğunu yazmıştır. Ayrıca bu değerlendirmeyi destekleyen açık deliller de bulunmaktadır: Genel Psikiyatri Arşivlerinde yer alan bir çalışmaya göre Amerikan askerlerinin yaklaşık % 20’si bu savaş esnasında eroin bağımlılığına yakalanmıştır. 

Bağımlı bir adam

Bununla birlikte, aynı çalışmadan elde edilen verilere göre, bağımlı askerlerin % 95’i daha sonradan uyuşturucu kullanmayı bırakmıştır. Bunlardan çok küçük bir kısmı rehabilitasyon sürecinden geçmiştir. Yani bu askerler, korkunç bir kafesten güzel bir yere dünyaya geri dönmüşler ve bunun sonucunda da artık uyuşturucu kullanmak gibi bir istekleri olmamıştır.

Sonuç Olarak…

Profesör Alexander, bu bulgunun hem bağımlılığı hedonistik aşırılıklar sonucu ahlaki çöküntü olarak gören klasik yaklaşım için, hem de bir hastalık olan bağımlılık probleminin beynin kimyasal olarak ele geçirilmesinden kaynaklandığı görüşünü savunan liberal yaklaşım için ciddi bir meydan okuma olduğunu ifade etmiştir. Aslında Alexander, bağımlılığı bir tür adaptasyon olarak görmektedir. Yani aslında bu süreçte esas belirleyici olan siz değilsiniz. İçinde bulunduğunuz kafes…

  • Alexander, B. (2010). The globalization of addiction: A study in poverty of the spirit. Oxford University Press.
  • Newcombe, R. (2016). Chasing the Scream: The First and Last Days of the War on Drugs. Drugs and Alcohol Today16(3), 229.