Aşkın Gerçeği

Aralık 28, 2016

Aşk; şairleri, ressamları ve müzisyenleri yüzyıllardır cezbeden bir temadır. Bu önemli insan duygusu ile ilgili okuduğumuz şiirleri, hayranlık duyduğumuz resimleri ve dinlediğimiz övgü dolu sözleri çok güzel olsa da; aynı zamanda çoğumuzun körü körüne inandığı mitler yarattı.

Sorun, çok yüksek beklentiler inşa etmemizdedir. Durum bu olunca, hiçbir gerçek aşk hayal ettiğimiz ve umduğumuz şeylere karşılık veremez. Bu yüzden tekrar tekrar gerçekler tarafından hayal kırıklığına uğratılacağız ve başkalarıyla gönül bağı kurmak bize zor gelecek.

Aşağıda romantizm ve aşk hakkındaki diğer inanç gruplarını ve mitleri biraz inceleyeceğiz.

“Öğrenen ancak öğrendiklerini uygulamayan kişi, toprağı süren ve sulayan ancak toprağa tohum saçmayan kişi gibidir.”

-Plato

Bir bütün olarak aşk

İdealize edilmiş aşk, kendini iyiliğin en yüksek noktası ve tüm yaşamların ulaşacağı nokta olarak gösterir. Aşk kurtarılma, kurtuluş ya da tüm arzuların zirvesi olarak görülür.

Çoğu kez, ancak bir partner bulursak ve onu elimizde tutarsak mutlu olabileceğimize inandırılırız. Aynı zamanda ilişkiyi her ne pahasına olursa olsun sürdürebilmek için aşkın büyük fedakarlıklar gerektirdiği söylenir. Kişinin tüm benliğini ilişkiye adaması gerekir. Sırlar ya da kısıtlamalar olamaz.

Gerçek bize başka bir şey gösterir. Her şeyin ilişkinin etrafında döndüğü bu mutlak bağlılık, aşktan çok nevrozun ayırt edici bir özelliğidir.

İnsanoğlu birden çok yöne sahiptir ve onların hepsi partnerlerimiz ile paylaşılamaz. Bize hayatta mutluluk örneklerini yaşatan birçok durum ve insan vardır. Romantik aşk bu özelliğe sahip olan tek şey değildir.

Ayrıca özel olması gerektiğini düşündüğümüz kişisel dünyamız da vardır. Kendimiz için ayırmak istediğimiz boş zamanlar vardır. Onlar kendimizi tanıma sürecimizin ve kendi hayatımızın bireysel keşiflerinin bir parçasını oluşturur. Ayrıca onları partneriniz ile paylaşmamak sadakatsizlik ya da bencillik değildir. Bu sadece kişiselliğimizi korumak için bir mekanizmadır.

Bir başkasına sahip olma hayali

Yaygın bir şekilde tüm gerçek aşkların mutlaka evlilikle ya da, ne olursa olsun, sürekli birlikte yaşama ile sonuçlanması gerektiği ileri sürülür.

Aşk hayali, aynı zamanda kıskançlığın kesinlikle haklı bir duygu olduğunu öne sürüyor. Hatta bunun belirgin aşk sinyallerinden belirgin aşk sinyallerinden biri olduğunu söyleyen bazı insanlar bile var: “Eğer sizi seviyorlarsa sizi kıskanırlar.” Tersine, sadakatsizlik tam bir felakete denktir; sadakatsizlik sevgi eksikliğinin kesin bir kanıtıdır, üstesinden gelinemez bir engeldir.

Burada yine gerçek şu ki ilişkiler tam olarak romantik kimselerin iddia ettiği gibi yürümüyor. Gerçek aşkın, yıllarca asla bozulmayacak istikrarlı bir bağla sonuçlanacağını garanti etmenin hiçbir yolu yoktur. Sevgi statik bir his değildir ve neredeyse her gün aşksız evlilikler ya da her iki taraf da büyük bir aşkla sevse de bozulan birliktelikler görüyoruz.

Çok aşık çiftlerde bile sadakatsizlik olduğunu biliyoruz. Bu ille de sevgi eksikliğine bağlı değildir, ancak çoğu zaman güvensizliklerle ya da kişisel boşluklarla ilgisi vardır.

Bütün bunlardan, eğer romantizmin efsanelerine inanmayı bırakırsak büyük ihtimalle daha mutlu olacağımız sonucunu çıkarabiliriz. Bu, gerçeği daha iyi değerlendirmemize ve belki de var olmayan bir şeyi arzulamayı bırakmamıza izin verecektir. Böylece aşktan gerçekten ümit edebildiklerimizin keyfini tam olarak çıkarabiliriz.