Akışkan Aşk: 21.Yüzyılda Aşk Böyle Mi?

· Kasım 13, 2017

Yaşlı, parlak yüzlü dost canlısı bir adamın ağzında piposuyla size şunları söylediğini hayal edin: “Cep telefonları uzaktaki sevdiklerinizle bağlantıda kalmanızı sağlıyor. Telefonlar sizi bağlıyor… Aranıza mesafe sokarak.” Bu söz, “akışkan aşk” tabirinin yaratıcısı Zygmunt Bauman’a ait.

Şimdi sizleri Zygmunt Bauman’ın ortaya attığı “akışkan aşk” kavramı üzerine küçük bir yolculuğa çıkarıyoruz.  21. Yüzyıldaki aşkın gerçekliğini sorgulayacağız. Siz ne düşünüyorsunuz?

Zygmunt Bauman kimdir?

Başlamadan önce Bay Bauman hakkında biraz bilgi sahibi olmanız fena olmaz. Resimde gördüğünüz bu sevimli yaşlı adam aslında oldukça başarılı Polonyalı bir felsefeci ve sosyolog. Maalesef kendisini bir süre önce kaybettik.
Zygmunt Bauman

Kendisi, gelecek nesillere, postmodernizm ve sosyal sınıflar gibi modern konular hakkında pek çok çalışmayı miras bırakmıştır. 1950’lerden sonra soykırım ve sosyalizmin gelişmesi gibi olayların ortaya çıkmasıyla Bauman, gözlerini 20.yüzyıl ve 21.yüzyılın başlangıcıyla ilgili olarak daha modern konulara çevirdi.

Son zamanlarındaysa Bauman’ın çalışmalı ağırlıkla postmodernizm, küreselleşme, tüketim ve yeni yoksulluk üzerineydi. Akışkan modernlik kavramının yükselişi, bugünkü konumuz olan akışkan aşk terimini getirdi.

Modern dünyada akışkan aşk kavramı

Bauman, modern toplumları görüşünü tanımlamak için akışkan kelimesini kullandı. Ona göre, ilişkilerimiz kırılgan bağlar üzerine kuruluydu. Bu nedenle akışkanlık ve yumuşaklığı sebebiyle yapısı kolayca ayrışabilir.

Maalesef, bu Polonyalı felsefecinin bakış açısına göre modern toplum geçici bir oluşum. Çoğu insan geçici mutluluklar peşinde koşuyor ve kendilerini bir an önce tatmin edecek şeyler arıyor. O şey kaybolduğunda ise bir anda mutluluk yok oluyor ve bir süre sonra tamamen unutuluyor.

Bunun nedeni ilişkinin olmazsa olmazı bu akışkan sevginin bir parçası olan benlik sevgisi. Öncelikle kendimizi sevmeden nasıl bir başkasını sevebiliriz? Eğer değer verdiğimiz hiçbir şey olmazsa nasıl bir şey sunabiliriz? Bize değerli bir şey sunulduğunda neyle karşılık vereceğiz? Özgüven eksikliğimiz de ilişkimizin çok kısa sürede çözünmesine neden oluyor.

“Gidiyorum, ellerimden akıp giden su gibi, gidiyorum.”

– Manuel Alejandro

Böylelikle,  Bauman kendine has şairane diliyle tüm dünyanın hakkında konuşmakta olduğu akışkan aşk kavramını ortaya atmış oldu. Bu sevginin ellerimizden kaymasının nedeni onu tutacak kadar gücü kendimizi severek bile bulamamamızdır. Her geçen gün benlik sevgisi ve gerçek bir ilişkiden oluşan somut ve katı bir gerçeklik yaratmak gittikçe zorlaşıyor.

Gerçek bir ilişki için gereken benlik sevgisi

Bauman’a göre, modern insanın güçlü bağlara ihtiyacı var. Benlik sevgisi ve kişisel sorumluluk olmadan; sınırları aşabilme yeteneği olmadan sağlam ilişkiler kurmamız neredeyse imkansız.
iplerle bağlı kalp

Bauman, bugünün dünyasında ilişkilerden çok bağlantılar kurduğumuza inanıyor. En başta verdiğimiz sözünü tekrar hatırlayacak olursak, teknoloji birbirimize bağlı kalmamıza yardımcı oluyor ancak bu bağları ilişkilerimi güçlendirmek için değil başka ağlar kurmak için kullanıyoruz.

İlginç ve paradoksal bir şekilde, önemsizleştikçe daha da bireyselliğe dönüyoruz. Ayrıca, bu bağlamda, bizi anlık tatmin edecek ihtiyaçlarımız var. Baştan sona gerçekten sanala doğru bir geçiş.

Akışkan aşka gerçekliği nasıl aksettirebiliriz?

Akışkan aşk git gide gerçeklikten uzaklaşıyor. Kurduğumuz ilişkiler güçsüz ve bağlılıktan uzak. Ancak cesaretimizin kırılmasına ve hızla akıp gitmesine izin veremeyiz. Neyse ki, akışkan gerçek dışı doğasına karşı elimizde hala güçlü kartlar var. Buna eğitim diyoruz. Ancak bu noktada işe yarayabilmesi için çocukluktan itibaren eğitim gerekiyor.

Çocukları güvenen, özgüven sahibi, kendisinin farkında olan ve gerçek ilişkiler kurup devam ettirebilen bireyler olarak yetiştirmek çok önemli. Kendisini düşünebilen ve koruyabilen özgür çocuklar yetiştirmek gerekiyor.

“Sevmek, inanca, insanlık hallerinin en yücesine; korkunun ve keyfin birleşip içindekilerin ayrışmasına artık izin vermeyeceği o yere açılmaktır.”

– Zygmunt Bauman

Ancak öyle görünüyor ki çocuklarımız da bu akışkan dünyadaki akışkan gerçekliğin içinde akışkan sevgilere mahkumlar. En azından Zygmunt Bauman’ın düşündüğü kadar. Siz ne düşünüyorsunuz?