Akıntıya Karşı Yüzmekten Korktuğunuzda: Farklı Olmak

· Mayıs 18, 2018

Başkaları tarafından kabul görmek oldukça derinlerde yatan içgüdüsel bir ihtiyaçtır. İnsanlar doğaları gereği sosyal varlıklardır, bir grubun parçası olduklarında mutlu, bir kenara itildiklerinde ise mutsuzdurlar. Dışlandığımızı hissettiğimizde, beynimizin derinliklerinde bin yıllık bir korku alarmı çalmaya başlar. Yalnız olursak, köşede sinsi sinsi dolaşan herhangi bir tehlikeye karşı daha savunmasız olacağımızı biliriz.

Akıntıya karşı koyma ve farklı olma korkumuz da buradan kaynaklanır. Ayrıca bu, tehlikeli ve düşüncesiz bir şekilde kalabalıklara katılma eğilimi göstermemizin de sebebidir. Prensipte başkalarından farklı olmaktan çok korkarız.

“Kitlesel çılgınlığın en büyük numarası, anormal olan tek kişinin, boş yere karşı koymaya çalışarak, diğerlerinin çılgınlığına katılmayı reddeden kişi olduğuna sizi ikna etmesidir. Eğer insanların nadiren sıra dışı olma gücüne sahip olduğunu anlamazsak, totalitarizmi hiçbir zaman anlamayacağız.”

– Eugene Ionesco

Bu gerçekle ilgili endişe verici şey şudur: Bazen rağbet gören sosyal akım mantıklı ya da arzu edilen şeye karşı hareket eder. Bunun en açık örneklerinden biri elbette Nazizm’dir. Pek çok kişi sadece korku duydukları için bu hastalıklı, insanlık dışı harekete katıldılar. Hepsi aynı yöne doğru gidiyordu. Oldukça saçma olsa da, pek çok kişi akıntıya karşıya koymaktansa onu takip etmenin daha iyi olacağını sandı.

Ancak buna, sadece önemli tarihi olaylarda rastlamıyoruz. Gündelik hayatta başımıza gelen sayısız olayda da bu oluyor. Örneğin zorbalık konusunda bunu görüyoruz. Pek çok kişi derinlerde bir yerde bunun doğru olmadığını bilse de sessiz kalıyor. Sırf akıntıya karşı mücadele etmekten kaçınmak için zorbalık yapan insanların arasına katılanlar da oluyor. Korkuyla ilgili ne söylenebilir? Ondan kurtulmanın bir yolu var mı?

Düşünme ve diğerlerinden farklı olma korkusu

Bir şekilde hepimiz sosyal açıdan bizi temsil eden bir tür karakter yaratmamız için cesaretlendiriliyoruz. Bu, doğduğumuzdan beri birinin bize nasıl davranmamız gerektiğini söylediği anlamına geliyor. Ne yapmalıyım, ne yapmamalıyım? Nasıl hareket etmeliyim? Ancak bize söylenenler, hiçbir zaman ya da genellikle bizim yapmak istediklerimizle ve aslında olduğumuz kişiyle tam olarak örtüşmez.

kadın ve pembe boya

Bir toplumun ve kültürün parçası olmak için kendimizi biraz “bozmak” zorundayız. İstemeden bile olsa akıma saygı duymak zorundayız. Ya da karmaşık veya faydasız gözükse bile gümüş çatal bıçakla yemek yemeyi öğrenmek zorundayız. İnsanlardan oluşan bir gruba kabul edilmek istiyorsak ödememiz gereken bedel bu. Bu yüzden, kısmen, toplumun içinde olduğumuzda bir ya da daha fazla karakterimiz varmış gibi rol yaparız.

Neden sonunda bu oyunun kurallarını kabul ediyoruz? Çünkü bu kurallara uymazsak, reddedilecek ya da cezalandırılacağız. Diğer insanlar istediğimizi yaptığımızda bizi kabul etmeyecek. Bu yüzden incelikle ama güçlü bir şekilde, grubunkinden farklı olan bir pozisyona karşı duracaklar.

Bize kısıtlamalar getirecekler ancak bunu neden yaptıklarını her zaman açıklamayacaklar ve biz de her zaman anlamayacağız. Ancak genel olarak konuşmak gerekirse, tersini yapmaktan korktuğumuz için, onların kurallarına göre davranmayı öğreneceğiz.

Büyümek demek daha özgür ve belki de daha farklı olmak demek

Bazı insanlar çocukluk dönemini atlatmayı hiçbir zaman beceremezler. Çocukken, yetişkinler bize ne yapmamız gerektiğini söylerler. Genellikle sebebini bilmeden, onlara itaat etmeye alışırız. İyi ve kötü bize mutlak gerçekler olarak öğretilir, fikirlerimizin ve hissettiklerimizin çok fazla önemi yoktur.

kesik kesik zıplayan kadın

Büyümek, bu normların, sınırların ve kısıtlamaların ardında yatan “nedeni” anlamak demektir. Ayrıca, onların bizim isteklerimize ne kadar uyduğunu anlayıp ona göre hareket etmek demektir. Tüm bunları yapabilmek için kendimizi düşünme korkumuzdan kurtulmalıyız. Artık oynadığımız karakterin dışına çıkıp kim olduğumuzu keşfetme zamanı.

Kendimizi yetişkin olarak gördüğümüzde, bazı şeyleri doğru bulmama ve bu akıntılara karşı yüzme gücümüzün olduğunu fark etmeye başlarız. Elbette, öncelikle neleri doğru bulduğumuzu bilmek zorundayız. Böylece görüşlerimiz oluşacak. Farklı olmamız gerektiğinde bize güç veren, kendi görüşlerimizdir.

Maalesef, her zaman bu süreç eksiksiz bir şekilde gerçekleşmez. Bazen büyümemeyi tercih ederiz. Bu, dayanıklı olmayı, çabalamayı gerektiren zor bir iştir. Herkes inşa ettiği karakteri bırakıp, gerçek karakterine ulaşmak için yola çıkmaya gönüllü değildir.

Olduğu gibi davranmaktan korkan herkes, bu korkularıyla yüzleşmek istemez. Ancak yüzleşmeyi seçenler özgürlüklerine kavuşurlar. Ayrıca kaderlerini, gerçek kimlikleriyle uyumlu bir şekilde tasarlama şansını elde ederler.

Görseller: James Bullogh