Travmalar: Pandora’nın Açılmamış Kutusu

· Aralık 17, 2018

Hayat bir hikaye gibi akıp gidiyor, ama pek çok hikaye bir travmayla (veya travmalar ile) son buluyor. Bunlar hep olur ve hayat devam eder. Hiç kimse sizi bir travma için hazırlamaz, değil mi?

Genellikle pişmanlık ya da suçluluk duygusu, travma yaşayan insanlara halen yaşadıkları travmatik olaydan daha çok acı yaşatır. Çoğu insan kendilerini korkmuş, öfkeli, kafası karışmış ve kontrolden çıkmış hissederek, aynı travmaları tekrar yaşar. Daha çok şey yapabileceklerinden, daha çok dikkat gösterebileceklerinden, belki daha çok başka bir yol bulabileceklerinden emindirler. Bu insanlar o anda geleceği göremedikleri için kendilerini kötü hissederler. Hatta kendilerini sertçe yargılarlar ve her şeyin çok daha farklı olabileceğini düşünürler. Buna rağmen, hepsi aynı düşüncede takılıp kalırlar: Aslında ne olmuştu?

“Bilinçsiz olan bir şey bilinçli hale gelinceye kadar, hayatınızı yönetir ve siz ona kader dersiniz.”

– Carl Jung

Travmalar ile ilgili gerçekler

Travmalar geçmişe aittir, fakat bıraktıkları yaralar, insanların düşünce ve duygularına bağlı olarak derin ve bazen de kalıcıdır. Örneğin, Rorschach tekniğine göre, travmatik kişilerin her şey onların etrafını sarmadan önce travmalarını üst üste ekledikleri keşfedilmiştir.

Başka bir deyişle, değindiğimiz bütünlük içerisinde, travma başka olasılıklar düşünüldüğünde hayal gücünü de etkiler. Örneğin, insanlar savaşa katılmış askerlerin çoğunun sadece travmatik geçmişlerini hatırladıklarında kendilerini canlı hissettiklerine tanık olmuşlardır.

yüzünde yapraklar olan kadın

Akıl, beyin ve vücut

Travma kurbanlarına kendi hikayelerini anlatmalarına yardımcı olmak önemlidir. Bununla birlikte, onları incitmek ve anlatmaya zorlamak onların travmatik anılarından kurtulmasını sağlamayacaktır. Olumlu bir değişiklik yapmak için, onların bünyelerinin olan olaylardan endişe duymaksızın şu anki gerçekliğini yaşamayı öğrenmesi gerekir.

Pek çok çalışma göstermiştir ki; çocukluklarını ihmal eden insanlar sık sık fiziksel algılama eksikliği yaşamaktadır. Örneğin, korkunç sesler işitmek veya kendine zarar veren ya da şiddet yüklü davranışlar yapmak gibi. Travmanın işlenmemiş parçası hikayenin dışında kaydedilmiştir.

Travmatik kişilere yaşadıkları travmatik olayla ilişkili uyarılar verildiğinde, amigdala (korku merkezi) bir çeşit alarm vererek tepki gösterir. Bu aktivasyon, vücudu kaçmaya, mücadele etmeye ya da savaşmaya hazırlayan sinirsel dürtüleri art arda tetikler.

Travmayı reddetmek

Bazı insanlar yaşadıkları travmaları reddederler. Bununla birlikte, vücutları hala barındırdığı tehditleriyle yaşanan her şeyi hatırlamaktadır. Bu yöntemle biz duygusal zekamız tarafından gönderilen mesajları görmezden geliriz, ama vücudun alarm sistemi yaşananlara kayıtsız kalamaz.

Vücudumuz travmayı reddetme sonucunda bazı fiziksel etkilenmelerle kendini ifade eder. Fibromiyalji ve tükenmişlik sendromu bunlara örnektir. İlaç kullanma, katlanılmaz hisleri ve tatsız düşünceleri hafifletebilir. Travmaları hem zihinsel, hem de fizyolojik düzeyde tedavi etmek önemlidir.

“İfade edilmeyen duygular asla ölmez. Onlar diri diri gömülür ve daha çirkin bir şekilde gizlendikleri yerden ortaya çıkarlar.”

– Sigmund Freud

travmalarıyla yüzleşen kadın

Trajik bir adaptasyon

Aynı soruyu birkaç çalışma yanıtlamaya çalışmıştır: “Bir travma sonlanmaz ve hayatta kalırsa beyinde neler olur?” Dr. Lanius şöyle sormuştur: “Belirli bir şey üzerinde düşünmediğimiz zaman beynimiz ne yapar?” O zaman ilgiyi kendimize yöneltiriz, öz farkındalık zirve yapar.

Bazı araştırmacılara göre, çocuklukta travmalar yaşayan TSSB (Travma Sonrası Stres Bozukluğu) hastalarında kendini algılama alanlarına ilişkin olarak hiçbir hareketlenme yoktur. Bununla birlikte, mekansal uyumdan sorumlu alanda düşük etkinlik göstermişlerdir.

Frewen ve Ruth Lanius, duygularıyla bağlantıyı daha çok kestikçe insanların kendini algılama aktivasyonlarının daha da azaldığını göstermişlerdir. Diğer bir deyişle, yaşadıkları travmaya cevap olarak endişeye bağlı duygularını ve heyecanlarını ileten beynin bölgeleriyle bağlantıyı keserler.

“En dehşet verici şey kendi kendini tamamen kabullenmektir.”

– Carl Jung

“Ego” tehdidi

Egonun temel sistemi, insanların kendilerini tehdit altında hissettikleri zaman harekete geçen beyin sapı ve limbik sistem olarak ayrılmıştır. Yoğun bir psikolojik aktivasyon, endişe ve korku duygularına eşlik eder. İnsanlar tekrar travmalarını yaşadıkları zaman, kendilerini aynı felç edici ve rahatsız duygular içinde bulurlar. Travmadan sonra, zihin ve vücut sanki aynı tehlike bir kez daha yakınlaşmış gibi harekete geçer.

Travmatik kişiler içgüdüsel alarm sinyalleri aniden kesildiği için, geçmişin hala bünyelerinde yaşadığını sanırlar. Pek çoğu kronik olarak kendini güvensiz hisseder ve duyusal değişimlerin üstesinden gelebilmek için bağlantıyı kesmeyi en kolay yol olarak görürler. Sık sık panik atak geçirirler ve dış dünyalarını düzenlemeye ihtiyaç duyarlar, ister ilaçla, ister tedaviyle, isterse zorlamayla olsun. Onların kendi vücutlarıyla uzun süreyle yetersiz bağlantı kurmaları kendilerini koruyamadıklarını gösterir. Bu durum memnuniyet duygusunu hissetmede ve bir amaç belirlemede zorluk çekmeye ve aynı mağduriyeti tekrar yaşamaya sebep olur.