Postpsikiyatri: Psikiyatri Alanında Yeni Bir Yön

Psikiyatri uzun süredir devam eden bir krizden geçtiğinden, postpsikiyatri bu zamanlarda ilginç bir kavramdır. Gerçekten de, zihinsel ve duygusal sorunları tedavi etmeye yönelik yalnızca farmakolojik yaklaşımın hem kapsamı hem de başarıları açısından son derece sınırlı olduğu kanıtlanmıştır.
Postpsikiyatri: Psikiyatri Alanında Yeni Bir Yön

Son Güncelleme: 21 Haziran, 2022

Postpsikiyatri, psikiyatri alanında yeni bir yöndür. Ruh sağlığına daha geleneksel yöntemlerden farklı bir şekilde yaklaşmayı amaçlar. Postmodern toplum ve bireylerin farklı ihtiyaç ve bakış açılarına sahip olduğu gerçeğini açıklar.

Postpsikiyatrik yaklaşımın öncüleri Patrick Bracken ve Philip Thomas’tır. Bu terimi 2001 yılında British Medical Journal’da yayınlanan Postpsikiyatri: ruh sağlığı için yeni bir yön başlıklı bir makalede önerdiler.

Postpsikiyatri, psikiyatristler ve hastaları arasında daha az dikey bir ilişki kurmayı amaçlar. Bunun nedeni, geleneksel olarak bu ilişkinin neredeyse tamamen otoriteye dayalı olmasıdır. Aynı şekilde, uygulamaya daha sosyal bir boyut kazandırmayı amaçlar. Bu, yalnızca bireysel olarak deneyimlediklerini değil, hastayı çevreleyen bağlamı da dikkate aldığı anlamına gelir.

Analistin varsayılan arzusu, analizanın (hastanın) çalışmasını, analistin ondan ne istediğini keşfetmeye çalışmasını sağladığından, analitik sürecin itici gücü haline gelir.”

-Jacques Lacan-

el ele tutuşmuş kağıttan insan figürleri

Biyolojik psikiyatri

Psikofarmasötiklerin icadından bu yana biyolojik psikiyatri büyük bir zemin kazanmıştır. Aslında, günümüzde, Batı’daki pratikte tek psikiyatrik paradigmadır. Bu, başka psikiyatrik yaklaşımların mevcut olmasına rağmen böyledir. Aslında, disiplin temelde bir teşhis ve ilaç uygulamasına indirgenmiştir.

Biyolojik psikiyatri tarihi boyunca tanı ve ilaç tedavisinin bu yönlerinin her ikisi de oldukça sorgulanmıştır. Gerçekten de, birçok yerde akıl hastaneleri, çok sayıda hasta için istismar ve insan hakları ihlali ile eş anlamlı hale geldi.

Aslına bakarsanız, psikiyatri belki de ona karşı bütün bir harekete yol açan tek bilimsel disiplindir: anti-psikiyatri. Bu hareket içinde üst düzey akademisyenler ve hatta çok sayıda psikiyatrist buluyoruz. Bu biraz olumsuz tabloyu tamamlamak için, psikiyatristler uygulamaları ile oldukça sınırlı sonuçlar gösterme eğilimindedir. Hastalarında bazı semptomları engellemeyi başarırlar, ancak arzu edilenden çok daha az önemli sonuçlar elde etme eğilimindedirler.

Geleneksel ‘delilik’ yaklaşımı

Post-psikiyatri, bazı sorularını geleneksel psikiyatrinin öne sürdüğü ‘delilik’ kavramına odaklar. Zihnin, kendisini çevreleyen çevreyle hiçbir ilişkisi yokmuş gibi, yalnızca bireysel bir fenomen olarak algılanmasını eleştirir.

Bu düşünce hastaların ‘kusurlu insanlar’ olarak görülmesine neden olur. Bu nedenle, temelde en iyi çıkış yolunun onları tedavi etmek ve izole etmek olduğu düşünülür. Çoğumuzun ‘normal’ olarak kabul edilen belirli sınırlar içinde hareket ettiği fikrine dayanıyor. Bununla birlikte, bazı bireylerin “kusurlu” olduğunu ve “normal” olarak işlev gören bizlerden ayrılması gerektiğini iddia ediyor.

Öte yandan, postpsikiyatrinin destekçileri “deliliğin teknik açıklaması” dedikleri şeyi sorgularlar. Bu, psikiyatrinin nörolojiden bazı kavramları ödünç alması ve onlara önyargılı bir şekilde yaklaşmasıyla ilgilidir. Aslında, belirli nörotransmitterlerin etkisinin sonucu olarak herhangi bir zihinsel fenomeni açıklar. Bu, insanın farklı boyutlarını tamamen biyolojik bir alana indirger. Özellikle biyolojik işleyişimiz hakkında öğrenecek çok şeyimiz olduğu için, derine inmek için tehlikeli bir yoldur.

beyin ve öğrenme

Psikiyatrinin yeni zorlukları

Postpsikiyatrinin temsilcileri, ruh sağlığına farklı bir şekilde yaklaşmanın mümkün olduğunu düşünüyor. Hasta ile kurulan ilişkinin günümüzde olduğu gibi sadece ‘tanı-farmakolojik tedavi’ ilişkisi olmaması gerektiğine inanırlar. Küresel ağ Hearing Voices’ın yaptığı gibi, bu bağlantıyla başa çıkmanın yeni yollarını sunmanın mümkün olduğunu düşünüyorlar.

Ek olarak, postpsikiyatri, geleneksel psikiyatrinin tüm zorlayıcı mekanizmalarıyla aynı fikirde değildir. Yardım arayan kişinin, durumunu iyileştirmek için toplumdan izole kalması bir yana, hiçbir şey yapmaya zorlanmaması gerektiğine inanırlar. Gerçekten de, suçluları nadiren rehabilite eden hapishaneler gibi, akıl hastaneleri de acı çekenler için nadiren çok şey yapar.

Bu yeni yaklaşım aynı zamanda basit psikopatoloji perspektifini de aşmayı amaçlamaktadır. Amacı, bir hastaya etiket koymanın ötesine geçmektir. Bunun yerine, her birinin ıstırabını yorumlamak ve anlamak istiyor, onları istikrarsızlaştırmamak için rahatsızlıklarını yeniden anlamlandırmanın yollarını arıyor.

Postpsikiyatri aynı zamanda ‘psikiyatri-antipsikiyatri’ ikiliğini aşmayı ve bu alandaki çeşitli ilerlemelerden ve başarılardan yararlanmanın yanı sıra psikiyatrik uygulamaları eleştirel olarak ele alan bütünleştirici bir yaklaşım üretmeyi de amaçlamaktadır. Nihai hedefi, ruh sağlığı konusunu demokratikleştirmek ve daha insancıl hale getirmektir. İlginizi çekebilir ...

Amerikan Psikiyatrisinin Babası Benjamin Rush
Aklınızı Keşfedin
sayfasında okuyun Aklınızı Keşfedin
Amerikan Psikiyatrisinin Babası Benjamin Rush

Benjamin Rush, Amerikan psikiyatrisinin babasıdır. Rush, zihinsel bozukluklar da dahil olmak üzere çeşitli sağlık alanlarını ele aldı.



  • Carmona Osorio, M. (2017). Paradigmas en estallido: epistemologías para una ¿post? psiquiatría. Revista de la Asociación Española de Neuropsiquiatría, 37(132), 509-528.